Domuz Gribi

e-Posta Yazdır
Paylaşın:
Digg
 

Eskişehir’de de ilk domuz gribi aşısı Sağlık İl Müdürü Hüseyin Fidan’a yapıldı.  Fidan, aşılamanın başlamasını, “Bu gün çok sevindirici bir gün. Aşılama başlıyor” şeklinde müjdeledi. Fidan, “Bizim bu virusten kurtulmamızın birinci yolu aşıdır. Aşıdan başka önleyici bir yol yoktur. ” demiş bununla birlikte Türkiye çapında tehlikenin boyutuna dikkat çekmiş ve  halkı gereksiz tartışmaları bir kenara bırakmaya davet etmişti.  Fidan, 4 bin- 4 bin beş yüz aşının Eskişehir’e gönderildiğini, gönderilen ilk grup aşı ile öncelikle sağlık personelinin aşılanacağını bildirmişti. Fidan, aşılamanın aile hekimlikleri tarafından yapılacağı için,  aile hekimleriyle daha önce tanışmayan ve risk grubundaki bireylerin aile hekimlerine kayıtlarının yapılmasını belirtmişti.

Aşılamanın başlaması domuz gribi olgularını hafifletmeye yetmedi.  Bütün bu gelişmelere rağmen ülkemizde toplam olgu sayısının 5 bin’lere ulaştığı açıklandı. Uzmanlar ise, gerçek rakamın 10 kat daha fazla olduğu konusunda  birleşti. Bununla birlikte kafalarda domuz gribi aşısı gerekli mi? Yeterli mi? Yan etkileri var mı?  soruları oluşmaya  başlarken en doğru bilgiyi uzmandan alalım istedik. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Tıp Fakültesi Enfeksiyon Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Gaye Usluer’e domuz gribi ve aşısı konusunda kafaları karıştıran konuları sorduk.

 Salgının boyutu nedir ?

Bir pandeminin sonuçlarını görebilmek için pandeminin bitmesi gerekiyor.  Biz şu anda biz bu güne kadar olan seyrine bakarak dünya üzerinde olgu sayısı yaklaşık  5 yüz bin kişidir. Ölen kişi sayısı 6 bin civarındadır.  Ülkemiz için baktığımızda kayıtlı olgu sayısı 5 bin civarında; ama gerçek olgu sayısının bunun on katı olduğunu  tahmin edebiliyoruz. Ancak bunların hepsi kesitsel analizler.  Çünkü hala salgın devam ediyor. Bu sagının dalgalar yapmasını bekliyoruz ve her bir salgın öncekine göre farklı bir seyir izliyor. Bir sonraki dalda daha şiddetli olabilir. Daha fazla kişi etkilenebilir. Tersine bir sonraki dalga daha hafif olabilir. Gerçek bulgularımız salgının sonlanmasından sonra ortaya çıkacaktır.

Nasıl korunaniliriz ?

Bu virus solunum yoluyla bulaşan bir hastalık olduğu için  solunum sekresyonlarıyla temastan kaçınmak lazım. Ya da hasta kişilerle yakın temasta bulunmamak lazım.   Bu dönemlerde kapalı ve kalabalık yerlerde bulunmamaya özen gösterilmeli, en az bir hafta süreyle hastaların toplum içine karışmaması lazım. Öğrenciyse ya da çalışan bir hastaysa yatakta dinlenmesi şart. Esas olarak hastların maske kullanması ve çevreye bulaştırmayı engellemesi  ve bir de hastaya bakımından sorumlu kişiler aile içindeyse, aile bireylerinin maske takarak korunmadı lazım. Kapalı mekanların sık sık havalandırılması gerekiyor.

Domuz Gribi olarak bilinen grip infeksiyonunda Aşılama gerekli mi?

Pandemi de iki olay var. Bir birey hastalanmasın, ölmesin gibi, bir de salgını kontrol altına almak ve toplumu korumak istiyoruz. Her iki durumda da esas korunma yöntemi aşılamadır.

Aşının 4-5 ay kadar kısa bir sürede oluşturulması risk midir?

Her sene grip aşısı yeniden hazırlanıyor.  Virus yapısını değiştirdiği için. Ama aşı üretici firmalarının ve Dünya Sağlık Örgütü’nün burada izlediği politika Ocak ayında yeni aşı ile ilgili çalışmaların başladığını, yeni bir aşının üretiminin ortalama on ay da üretildiğini görüyoruz. Ekim ayında bu aşınının kullanıma girdiğini biliyoruz. Böyle bir prosedür.  Çünkü etkeni izole edeceksiniz, o etkenin antijenini yeterli miktarda üreteceksiniz. Güvenilirliğini ve etkinliğini saptayacaksınız. Daha sonra dağıtımını sağlayacaksınız. Pandemi demek yata yata geçirilecek bir süreç değildir. Pandemi demek aciliyet demektir. Hızlı olmak demektir.  Çünkü bir şey en hızlı bir şekilde kontrol etmek istiyorsunuz. Burada farklı olarak Haziran’da pandemi ilan olduğunda virus tanımlandı. 4 ay kadar kısa bir sürede tüm dünyaya yetecek kadar antijen üretimi mümkün değil. Bu nedenle yeterli antijen üretilemedi. Bu birinci sorun, normal grip aşılarını katkı maddesiz kullanıyoruz. Ama yeterli düzeyde antijenininz yok ise az miktarda antijen ile aynı miktarda kişiyi açılayabilmek için aşının gücünü arttıran adjuvan denilen maddeler var. Bu nedenle adjuvanlı (katkılı) aşı üretildi. Sürenin kısalığı nedeniyle etkinlik ve güvenilirlik deneyleri yeterli düzeyde yapılamadı.

Dolayısıyla da etkin mi?

Etkinliği konusunda şüphemiz yok. Çünkü mevcut aşı stratejilerinden farklı bir yöntem kullanılmadı.  12 bin erişkin kişi üzerinde aşı uygulması yapıldı ve şimdiye kadar ciddi bir yan etkşi görülmedi.

Aşının içinde  adjuvan ve civa gibi maddelerin kullanılmasının yan etkilere neden olduğu söyleniyor.

Doğru mu bu söylentiler?

Bu aşının içinde kullanılan maddeler daha önceki aşılarda da kullanılmış ancak şu ana kadar ciddi bir yan etki görülmemiş.

Bu aşının hiç yan etkisi olmayacak mı?

“Bu aşıyı uygulatın, korkmayın, hiç bir yan etkisi olmaz.” gibi bir bilimsel saptama yapmak doğru değildir. Aldığınız her ilaç, bu antibiyotik olabilir, ağrı kesici olabilir, prospektüslerine baktığınızda sık görülen yan etkileri kadar nasir görülen yan etkileri de vardır. Bu bir kitlesel aşılama programı odluğu için çok sayıda aşılama yapılacağı için nadir görülen yan etkilerin daha çok karşımıza çıkabilme olasılığı vardır. Ama burada biz neyi kıyaslayacağız. 

Enfeksiyonun sıklığı nedir?

 Enfeksiyonla karşı karşıya kişiyi bıraktığımızda hastaneye yatış, ölüm riski, yoğun bakıma yatış. Bunlar aşı ile elde edeceğimiz yarar nedir? Bunları kıyaslamamız gerekiyor.  Dalayısyla aşının yüzde 80 koruyuculuğunu düşünürsek, nadir görülen yan etkilerini hesapta her zaman tutarak korunmada aşıyı seçmemiz lazım.

Eskişehir’in domuz gribi olgu profilini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Şu anda polikliniklerde hasta sayısında bir artış var. Ama bunların  hepsi gerçek olgular değil; çünkü  biraz da panik var. Acaba grip miyim? diye.  Sağlık Müdürlüğü aracılığı ile Refik Saydam Hastanesi’ne buradan örnek götürüyoruz. 88 civarında örnek gönderildi. Bunlardan ancak 14’ü H1N1 olarak geldi.  Şuan gerçek olgu sayısının Ankara ile kıyaslaıdığımızda çok yüksek olmadığını söyleyebiliriz. Ama biz Ankara’daki enfekisyoncu arkadaşlarımızla konuştuğumuzda bir enfeksiyon kliniğinin tamamının aynı hastanedeki göğüs hastalıkları ve  kulak burun boğaz hastalıkları kliğinin tamamının bu gribe ayrıldığının ve dolu olduğunu öğrendik. Yine yoğun bakım hastalarının olduğunu görüyoruz. Sonuçta Eskişehir biraz  daha geriden gelmekle birlikte benzer sayılara diğer illerde de erişilecektir.  Eskişehir’de de  havaların soğuması ile aynı şonuçları gözlemlemek mümkün olacaktır. Risk burada da var.

Sağlık İl Müdürlüğü’nden yapılan açıklamaya göre 4 bin- 4 bin beş yüz civarında aşı getirildi.  İlk olarak en büyük risk grubu olarak sağlık çalışnalarının aşılanacağı bildirildi. Eskişehir’de daha önce elde edilen bilgilere göre  9 bin civarında sağlık personeli olduğu  açıklanmıştı.  Yaklaşık yarı yarıya personelin aşılanmayacağı anlamına geliyor. Gelen aşılar,  yetecek mi?

Aşının yetmemesi gibi bir durum şimdilik görünmüyor. Çünkü Sağlık Bakanlığı, aşı sparişi yaparken Tükiye’deki risk grupları sıralandı. Ardından her bir risk grubunun karşısına sayıları oluşturuldu. 43 milyon doz aşı satın alındı; ama bu aşılar aynı anda üretilmediği için parça parça gelecek.  Geçtiğimiz hafta ülkeye 5 yüz bin doz aşı geldi. Başlangıç aşamasında. Aşının gelişi devam ettiği için aşılama durmayacak. Tersine aşı geliyor; ancak personelin hepsi aşılanmak istemiyor. Dolayısıyla isteğe bağlı olduğu için aşıların bir kısmı elde kalabilir. Sonucu göremiyoruz. Şu anda bir sorun görülmüyor. Yeter ki kişiler aşılanmak istesin. Aşı alınarak doğru bir karar verildiğini düşünüyorum.  Sağlık Bakanlığı tek başına karar vermedi. Bilimsel Danışma  Kurulu var ve ben de bu kurulun içinde olduğum için çok  güvenli konuşabiliyorum. Burada Bilimsel Danışma Kurulu önceliğinde  bu karar alındı ve doğru bir şey yaptıklarına inanıyorum. Bu gün gelişmiş ülkeler, ülkelerinin tamamını aşılamak üzere aldılar.  Bizim gibi ülkelerde de risk grupları tespit edilip aşılama gerçekleşiyor.  Dünya Sağlık Örgütü önce risk gruplarını aşılayın dedi. Biz de böyle bir hedef oluşturduk. Dolayısıyla risk gruplarında bu imkandan azami ölçüde yararlanılması gerektiğine dikkat çekmek istiyorum. Risk grubu demek, enfeksiyonun daha sık, daha komplike ve daha ağır görüldüğü grup demek. Risk gruplarında enfeksiyonu kontrol altına aldığınızda aslında diğerlerini de korumuş oluyorsunuz.  Aşılamada iki hedefiniz var. Bir bireyi korumak, iki, salgını kontrol altına alarak toplumu da korumuş oluyorsunuz. Tamamını aşılama şansınız olmaığı için bu tip durumlarda risk grubunu kolntrol altına almak gerekir. Hedef odaklı gitmemiz gerekiyor.

 

 

 

Eskişehir

Osmangazi Üniversitesi

(ESOGÜ)

Tıp Fakültesi

Enfeksiyon Ana Bilim Dalı Başkanı

Prof. Dr. Gaye Usluer

 

Sağlık Haber 10 dakika Eskişehir


(1 Oy)
 

 222 233 09 88  
 10dktv@gmail.com