Seattle’daki 150-200 Türk’ten birini tanıyoruz ki… 1999’da kurduğu Ekşi Sözlük’le en iyi kişisel web sitesi dalında Altın Örümcek ödülünü ve Türk Bilişim Derneği Hizmet Ödülü alan… Microsoft’ta Windows ekibinde, Windows Vista ve Windows 7’de işletim sistemleri üzerinde çalışan… Microsoft’taki Eskişehirli… Sedat Kapanoğlu.
Sibel Erenoğlu
Seattle’de, Microsoft kampusuna yakın kasaba gibi yemyeşil, sakin, sessiz bir yerde oturuyor. Microsoft’ta, Windows Vista ve Windows 7 işletim sistemleri üzerinde çalışıyor. Yaşamaya vakti kalıyor çünkü fatura ve maaş kuyruklarında geçmiyor zamanı. Tüm bunlara bakılırsa keyfi yerinde… Her Türkiye’ye gelişinde kendini askerden dönmüş gibi hissediyor. Peki Eskişehir neresidir onun için; 32 yaşındaki Eskişehirli genç ve başarılı bilişimcinin Eskişehir’e dair yanıtını 1999’da kurduğu çığ gibi büyüyen Ekşi Sözlük’teki anlatımı ile aktaralım… “4–5 yaşlarımdayken komşu tarlanın İstanbul’da oturan sahibi, sigara böreği ikram etmişti. Onları güzel güzel yerken, benim yaşlarımdaki kızına İstanbul’un nerde olduğunu sormuştum. Ufukta görünen dağlardan birini (hatalı olarak Sivrihisar Dağları’nı) göstererek "Şu dağların arkasında" demişti. Tabi ki o kadar yakın değildi İstanbul… Arada kim bilir kaç dağ vardı, kim bilir hangi yöndeydi… O yaşta bunu bilmiyordum! Gerçekten o dağları tırmanıp aşağı iner inmez İstanbul’la karılaşacağımızı zannediyordum. Bu olay sonrasında İstanbul benim için dağların arkasındaki şehir olarak kaldı. Sonradan okulda doğrusunu öğrenmediğimden değil tabii… Öylesini daha çok benimsediğimden. Bu yüzdendir ki yıllar sonra İstanbul’a taşındığımda bu sefer, Eskişehir'in dağların hemen arkasında olduğu fikri son derece doğal geldi. Eskişehir, sadece eskiliğiyle veya şehriyle değil orada yaşayıp geçirdiğim hayatla beraber İstanbul’daki dağların hemen ardına yerleşiverdi…” Göçmen nüfusu bol olan Eskişehir’i, 1930’larda Karadağ’da Boşnaklara olan Sırp baskısının artması nedeniyle Kapanoğlu ailesi yerleşim için seçiyor. Beş kardeşin en küçüğü Sedat Kapanoğlu, 1976’da Eskişehir’de doğuyor, Eskişehir’de büyüyor… “İlkokuldayken ağabeyim beni üniversitenin bilgi işlem laboratuarına götürürdü. Oradaki öğrenciler ve öğretim görevlileri program yazdığıma inanmazlar, gelip bakarlar ve arkadaşlarını çağırırlardı "Bak bak, burada ne var!" diye…
Bilgisayar programları ile tanışmak…
“Bilgisayara ilkokulda merak saldım ve babamın aldığı bir Amstrad marka bilgisayar üzerinde programlamayı kendi kendime sökmeye çalıştım. O dönem Eskişehir’de programlamayla ilgili kaynak bulmak çok zordu. Ailemin durumu da hobilerime şehir dışından kaynak getirmek için çok uygun değildi. O yüzden oturup çoğu şeyi kendi kendime kod okuyup, deneme yanılmayla öğrenmek zorunda kaldım.” Sanmayın ki sürekli bilgisayar karşısında bir çocukluk geçirmiş… Tam tersine sokaklarda top peşinde koşturan bir çocuk, eve gelince birkaç saati bilgisayar karşısında geçermiş… “İlkokuldayken ağabeyim beni üniversitenin bilgi işlem laboratuarına götürürdü. Oradaki öğrenciler ve öğretim görevlileri program yazdığıma inanmazlar, gelip bakarlar ve arkadaşlarını çağırırlardı "Bak bak, burada ne var!" diye…
Dağlar aştıran ödüller, aldırtan meslek tutkusu…
1993’te liseden mezun olduktan sonra 1998’e kadar Eskişehir’deki yazılım firmalarında ve Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’nde çalışıyor. 1998’de İstanbul’a yolculuk… Arkasından özgeç işini yolladığı Microsoft’dan gelen iş teklifi… Görüşmeler sonrasında Kasım 2004’te Seattle’a taşınma…
Ve Microsoft’ta çalışmak…
“Microsoft bildiğimiz şirketlere benzemiyor. Diplomaya değil, yeteneğe ve potansiyele bakıyor. Ama burada da işe girmek kolay değil. O kadar ki, insanları işe alırken sordukları sorular kitaplara konu oluyor, "Fuji Dağ’ını nasıl taşırsınız?" gibi sorular soruyorlar mesela. Bana da tuhaf sorular sordular. Microsoft’a girebilmiş olmam, tamamen yazılım geliştirmeye beslediğim kişisel tutkuyla alakalı. Kendimi bildim bileli bu konuyla fevkalade yakından ilgiliyim. Microsoft’ta çalışma koşulları çok güzel. En başta etraftaki herkes teknik olarak çok yetkin, bunun ne kadar önemli olduğunu Türkiye'de pek çok yazılımcının anlayacağından eminim. Yapılan iş de son derece keyifli. Üzerinde çalıştığımız ürünü milyonlarca insanın kullanıyor olması büyük bir sorumluluk. Çalışma şartları gayet esnek, çalışma saatlerimiz yok. Önemli olan işlerin zamanlı ve kaliteli olarak yetişmesi. Çalışma ortamımız da gayet rahat. Ofis mutfağında taze kahve yapan Starbucks kahve makinelerimiz ve soğuk meşrubat dolaplarımız var. Bir tek çay ocağımız yok o büyük eksik. Herkes iş yerinde son derece pozitif ve sıcakkanlı. Kültürel olarak çok zengin her milletten her kültürden insanla çalışmak mümkün.” Yazılım üssünde çalışmak ve yaşamak… Teknoloji dünyasında Türkiye nasıl yer almalı ne yapmalı sorumuzu yanıtlamanın en doğru mercii olmalı… “Biz hali hazırda sakat ayağımızı bir de taşa bağlıyoruz. Öncelikle önümüzdeki tüm engelleri kaldırmamız gerekiyor. Geçen sene yürürlüğe koyduğumuz 5651 yasası Türkiye'de yazılımın ve İnternet'in gelişimindeki en büyük engellerden biri. Bilgiye erişimimiz her gün daha fazla kısıtlanıyor tamamen orantısız uygulanmakta. Böyle bir yasaya ihtiyaç var ama hatalı ve tutarsız uygulamaya izin vermeyecek şekilde düzenlenmesi gerekiyor. Bu en acil olan. Arkasından Internet üzerinde Türk Telekom tekelinin kırılması lazım. Bu rekabete teşvik şeklinde de olabilir tekelciliğe önlem şeklinde de ama bunu kırmamız gerek. Uzun vadede ise üniversite eğitiminin gerek daha iyi eğitim kalitesi gerek daha geniş çaplı eğitim yönünde düzeltilmesi lazım.”
Eskişehirli’ye denk geldi mi acaba Seattle’da?
“Sadece Seattle'da sanıyorum 150-200 Türk var hepsini tanımıyorum. Sayı çok gelebilir ama Microsoft'ta sadece burada 25000 kişinin çalıştığını düşünürsek düşük bir oran. Tanıdıklarım arasında Eskişehir'de yaşamış olanlar var ama Eskişehir'liye denk gelmedim henüz. Hatta bir kaç kere çaresizlikten çiğbörek yapma girişimimiz oldu. Mutlaka başka Eskişehirli vardır diye tahmin ediyorum.”
Peki Eskişehir özleniyor mu?
“Her insan büyüdüğü şehirle organik bir bağ taşır. O yüzden Eskişehir'in bende ayrı bir değeri var. Sözlükte "dağların arkasındaki şehir" başlığında bunu kısmen anlatıyorum mesela. Türkiye özlemine ek olarak Eskişehir'e özel insanlarının sıcakkanlılığını, çeşit çeşit kültürden ve kökenden insanların aynı mahallelerde mütevazı komşuluklarını, şehrin sakinliğini ve güzel günbatımlarını özlüyorum. Bazen Eskişehir'de tüm havanın saatlerce tamamen turuncu kaldığına şahit olurdum, buna dünyanın gittiğim başka hiçbir yerinde denk gelmedim, bana büyüleyici gelirdi. Papağan'ın çiğböreklerini, Pino'nun hamburgerini ve Doyuran'ın kahvaltılarını da özlüyorum. Tabii çoğu güzellik paylaşılan insanlarla değer kazanıyor.” Ülkü İlkokulu’nda bir sene okuduktan sonra, Tepebaşına taşınınca Uluönder İlkokulun’a, ortaokulda Tepebaşı Ortaokulu’nda, liseyi artık taşınmış olan Anadolu Üniversitesi kampusü içindeki Gazi Lisesi’nde okuyan mezuniyetten sonra Eskişehir’deki yazılım firmalarında, Osmangazi Üniversitesi’nde ve özellikle de “çok yetenekli insanların bulunduğu” diye tarif ettiği GenSys firmasında çalışan Sedat Kapanoğlu içimizden biri… Başarıyı genç yaşlarda yakalamış Sedat Kapanoğlu’na, Eskişehirli ailelerin çocuklarına örnek göstereceği, gençlerine örnek olacağı düşüncesiyle son sorularımız…
Gençlere için önerilerin?
Hata yapmaktan çekinmesinler. İnsanı en çok geride tutan şeylerden biri "ya yapamazsam" korkusu. Hiçbir başarısızlık daha denemeden yapamayacağını kabullenmekten daha kötü olamaz. Ekşi Sözlük’ten esinlenerek kurulan Eskişehir’in forum sitesi www.f26.org için söyleyeceklerini duymak isteriz… “Özellikle takip etmiyorum ama bu tür sözlük benzeri sitelerin gelişimini Türkiye'de bilgi yayılımı ve özgür paylaşım platformlarının yaygınlaşması açısından destekliyorum.”
(13 Oylar)


