FİRUZ KANATLI

e-Posta Yazdır
Paylaşın:
Digg
 

FİRUZ KANATLI

 

1924 yılında, Yunanistan sınırları içinde bulunan Gümülcine’den göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak 1932 yılında Eskişehir’de dünyaya geldi.

 

Ailenin; o yıllarda Türkiye sanayisinin ileri teknoloji üretim tesisi olarak görülen un fabrikasına sahip olması nedeni ile çocukluk ve gençlik yıllarında zengin ve büyük saygı gösterilen fabrikatör ailenin  “fabrikatör çocuğu” olmasının tüm özelliklerini yaşadı. 

 

Anne ve babası tahsillerinin olmamasına rağmen göçmenlere özgü mücadeleci ve kararlı karakterde insanlardı.  Çocuklarını başarılı ve iyi yetişmiş evlatlar olarak görebilmek için ilkokul’un ilk üç yılını Eskişehir’de daha sonraki yıllarını ise İstanbul Galatasaray Lisesi’nin ilkokulunda tamamladı. Çalışkan ve başarılı bir öğrencilik geçiren KANATLI, Galatasaray Lisesi’ni bitirdikten sonra, mimari okumak istemesine rağmen ailesinin isteği ile Cenevre Üniversitesinde işletme lisansını tamamladı. İsviçre’den Türkiye’ye döndükten sonra askerlik hizmetini yedek subay olarak tamamlamaya altı ay kala 26 yaşında iken İstanbul’da o tarihlerde çok genç bir kız olan Gülay Hanım ile evlendi; bir yıl sonra ilk çocukları Gülden, 1959 yılının Aralık ayında dünyaya geldi. 

 

Daha sonra babasının; amcası ile ortak olduğu un fabrikasındaki yarı hissesinin yönetimini kendisine bırakması ve işten çekilmesi nedeni ile, Un fabrikasında yardımcı yönetici olarak çalışmaya başladı.

 

Çok iyi bir eğitim görmüş, büyük hayalleri olan ve kendini kanıtlama isteği ve hayalleri içinde çalışırken, un fabrikasında ne kısa, ne orta ne de uzun vadede hayallerinin gerçekleşmesi umudunu olmadığını görüyordu. Küçük de olsa kendi işini kurmak istiyordu. 

 

Bir banka müdürü dostunun Eskişehir’de bir bisküvi fabrikası kurulabileceğini ifade etmesi üzerine, kendi izlenimleri ile yeni işinin kararını vermiş oldu. Çünkü; aileye ait un fabrikaları vardı, Eskişehir’de bir şeker fabrikası mevcuttu ve Eskişehir Anadolu’nun merkezinde, dağıtımda maliyet avantajı olan bir şehirdi. Ayrıca, askerliği süresince sorumlu olduğu 33.Tümen mağazasında erler, ucuz bisküviler yerine o tarihte çok güçlü markalar olan Arı ve Ülker’in pahalı bisküvilerini tercih ediyorlardı. Bisküvi satışları da dikkat çekecek kadar iyiydi.

 

Bisküviciliğin B sini bilmeden Türkiye’nin en iyi bisküvilerini üretmek üzere işe koyuldu. İşin finansmanı için babasından 245.000 TL borç, 1500 m2 dolaylarında bir arsa ve Türkiye Sinai Kalkınma Bankasından 300.000 TL yatırım kredisi aldı. Batı Almanya’dan çok küçük bir tesisin ithali için gerekli döviz tahsisinin alınması gerekliydi. Çok büyük güçlüklerle bu da temin edildi ve akreditifler açıldı. Bisküviciliği öğrenmek gerekiyordu. Temin ettiği İngilizce ve Fransızca bisküvicilik kitaplarını, imtihana hazırlanır gibi, bir yıl boyunca okudu, tercüme etti, evinin mutfağında eşi ile birlikte bisküvi örnekleri yaparak bisküviciliğin A’sını B’sini öğrenme çabaları içine girdi.

  

MARKA ARAYIŞINA GELİNCE  

 

Çok zor bir işti. Uzun araştırmalar sonucunda markanın BAL olmasına karar verildi. Almanya’dan sipariş edilen makinenin kalıplarına BAL yazdırılarak alındı. Büyük bir hata yapılmış markanın tescili o an için önemsenmemişti. Tescil başvurusu sırasında BAL Markasının İzmir’de bir firmada çikolata için tescilli olduğu öğrenildi. Markayı kullanmayan firma satılması konusunda da 20.000 TL gibi büyük bir para talep etti. Böylece yeni bir marka arayışına girildi. Beş yeni isim için tescil araştırması sonunda serbest çıkan iki isimden biri olan ETİ adının tesciline karar verildi. Almanya’dan ithal edilen ve üzerinde BAL yazılı olan bisküvi kalıplarının üzerinin ETİ olarak düzeltilmesi çok büyük güçlüklerle yapılabildi.

 

ETİ isminin tercih edilmesinde, Orta Anadolu’da kurulan önemli bir devletin adı olması; ETİ Güneş Kursunun dekoratif güzelliği ve kolay hatırlanacak kısa bir isim olması etkili olmuştu.

 

İlk ETİ yazısını tescil dairesine gönderirken kendisinin hazırladığı eğik harflerle yazılmış, çok basit bir şekilde yanına güneş kursu konulmuş marka şekli, çok beğenilmemişti. Arayış devam ediyordu.

 

Bir gün Türkiye’de çok tanınmış bir afişçi arkadaşı ile bir iş konuşması sırasında, arkadaşının kâğıda karaladığı ETİ harflerini çok güzel bulmuş ve emprovize yapılan bu çizim, ETİ markası için kullanılmak üzere istediğinde ise karşılık istenmeden memnuniyetle kabul edilmişti. Zaman içinde sert bir çizim olduğu ve yumuşatılmasının gerektiği nedeni ile denemeler yapıldı. En son bir İngiliz grafik firması tarafından hazırlanmış olan ve Güneş kursu ovalleştirilerek yeni yazının yine başlangıç kısmına koyularak oluşturulan logo ile bugünkü şeklini aldı.

 

Eti markasının oluşumunda ve sevilmesinde çocuk sesleri ile söylenen ve çok sevilen “Bir bilmecem var çocuklar” jingle’ı çok etkili olmuştur. Müziği ve sözleri Oktay TEM tarafından oluşturulan jingle otuz yıldan fazla bir süredir etkisini devam ettirmiş ve ETİ Markasının sesi olmuştur.

 

1981 ve 1982 yılları Firuz Kanatlı için, hayatının en zorlu dönemi olarak geçti. 1980 yılında Türkiye sağ-sol mücadelesi nedeni ile kan ağlıyordu. Sendikalar akıl almaz taleplerde bulunuyorlardı. 1980 yılı, sözleşme aktedilecek yıldı ve yeni bisküvi fabrikası Tam Gıda yatırımı işine girilmişti. Büyük paralar harcanıyordu. Lübnanlı çok akıllı ve itibar ettiği büyük bir iş adamı olan arkadaşı ziyaretine geldiğinde Türkiye’nin çok kötü günlerin arifesinde olduğunu bu ortamda yapılacak bir grevin işi ve ailesi için bir trajedi olabileceğini söylemesi üzerine sendikaların yüzde 400 taleplerine karşılık, toplu sözleşmeler sonucunda yüzde ikiyüzelli zam yapmayı kabul etti. 12 Eylül’de Ordu’nun yönetime el koyması ve pazarlık aşamasındaki bütün toplu sözleşmeleri durdurması bilahare yüzde yetmiş zamla bağlanmasına karar vermesi, uygulanan katı ekonomik istikrar tedbirlerinin de etkisi ile dayanılmaz boyutlarda olması ile firma zarar etmeye başladı. İşi durdurmak mümkün değildi. Batıyordu. Bu trajedi 1982 yılına kadar devam etti. Bu iki yıl hayatının en güç yılları olmuştu. Bütün varlığını işine yatırmıştı. Hiçbir banka hesabı yoktu. Ailesini nasıl geçindireceğini düşünürken Allah’a sığınmış, çok çalışmıştı. Bunlar geçmişte yaşanmış çok zorlu yıllardı.

 

Üreticinin sorumluluklarının, sadece piyasanın talep ettiği ürünleri, bilinen tekniklerle üretmenin yeterli olmadığını, üreticinin aynı zamanda yaratıcılığı ve örnek çalışmalarıyla da toplumu ileri götürme sorumluluğu olduğunu, bu sorumluluk anlayışının, maddi başarı yanında toplumdaki onurlu yerin ve manevi mutluluğun teminatı olduğunu bilen Firuz Kanatlı, ETİ kuruluşundan itibaren en iyiyi ve herkesin yapamadığı farklı ürünleri yapma ve hatta yeni öğrenmeye başladığı bisküvi üretim teknolojisine yenilikler katma hayalleri ve heyecanı içinde olmuştur.

 

ETİ başlangıcında, yeni ve farklı ürün arayışı içinde üretilen Bademli Bisküviler Etinin başarısında çok etkili olmuş ve kırkyedi yıl sonra bugün, hala, bahsedilmekte ve tekrar üretilmesi istenmektedir.

 

Eti; kurulmasından sadece bir yıl sonra Batı Almanya’dan ithal edilen tesisin aynısını Eskişehir Sanayi Çarşısının kısıtlı imkanları ile kopyalayarak üretimin iki misline çıkması sağlamış, bütün bisküvi tüketicilerinin o tarihlerdeki büyük sorunu olan, çok kısa ömürlü, son derece pahalı, teknoloji harikası, “sonsuz bez bant”ın Türkiye’de yapılmasını temin etmiştir. Türkiye bugün, bu banttan Avrupa’ya ve diğer kıtalara ihraç etmektedir.  Çok pahalı ve kısa ömürlü bisküvi kalıplarının yapım teknolojisini de geliştiren ETİ’nin en büyük başarısı 1967 yılında Türkiye’deki ilk otomatik bisküvi tesisini projelendirmiş ve inşa etmiş olmasıdır. Bu tarihten sonra otomatik üretim tesisleri artık Türkiye’de de yapılmaya başlanmıştır.

 

Bugün Türkiye’de bir bisküvicilik teknolojisi varsa,  ki vardır, bunun öncüsü ve hala güncel takipçisi ETİ’dir. Robot teknolojisine başlangıç dahil, kendi makinelerini, otomosyon düzenlerini projelendirme ve inşa etme işinin gelişmesi ve rekabetçisi olması için vazgeçilmez değerde olan “yeni ürün geliştirme” konularında, Türk mühendislerinin yönetiminde, yabancı uzmanların da iştirak ettiği büyük bir Araştırma-Geliştirme Bölümüne sahiptir. Bugün İNNOVASYON adı verilen, yeni yeni büyük değer kazanan konsept, ETİ de kuruluşundan itibaren vazgeçilmez bir prensip olarak algılanmış ve kesintisiz uygulanmıştır.

 

ETİ bu güzel günlere daima yeniliği ve mükemmelliği arayarak gelmiştir.

 

ETİ; Ülker, Nestle ve Milka gibi çok büyük markaların hakim olduğu çikolata pazarına ise, çok ihtiyatla ve ancak bisküvi ve kek pazarındaki güçlü payına güvenerek girebileceklerine inanmıştı. Avrupa’da çikolata sektöründe atıl kapasite olması, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmek istemesi, yakın bir gelecekte Türkiye’nin, Avrupa’nın kaliteli ve ucuzlamış çikolatanın pazarı olabileceği düşüncesi çikolata sektörüne girmelerini geciktirmişti. Ancak zaman içinde gelişmeler ters yönde olmuş, Türkiye’de çikolata sektöründe yeni üreticiler ortaya çıkmış ve mevcut firmalar yeni yatırımlara girmişti. ETİ halen Türkiye iç piyasa çikolata pazarının yüzde onuna sahiptir ve çikolata üretiminde yeni yatırımlar uygulamaktadır.

 

ETİ pazarlamanın 1997 yılında İstanbul’a taşınmasında, Grubun pazarlama ve satış üst düzey yönetici kadrolarının oluşturulmasında ve 2006 yılı sonunda yeniden yapılanırken yönetim merkezini İstanbul’a nakletmesinde, İstanbul’un Türkiye’de vazgeçilmez bir şehir olması en önemli rolü oynamıştır. Üretim tesislerinin Eskişehir’de, Yönetim Merkezinin İstanbul’da olması tabii ki iletişim sorunları yaratmıştır. Ancak, bu sorunlar elektronik iletişim olanakları ve İstanbul-Eskişehir arasında kurulan helikopter ilişkisi ile büyük ölçüde çözümlenmiştir.

 

Sayın Firuz KANATLI, ETİ’nin bundan sonraki gelişmesinde ve bugünkü çalışmalarında daha büyük hedefler tespit ederek yeni işlere ve sektörlere girmesi, ihracatını geliştirmesi, yurtdışında üretim tesisleri kurması; Eti Markasının uluslararası bir karakter kazanması konuları olup, yeniden yapılanmasını sürdürmesi ve yakın bir gelecekte de halka açılarak daha büyük hedeflere koşması gerektiğine inanıyor. 

Portre 10 dakika Eskişehir


(11 Oylar)
 

 222 233 09 88  
 10dktv@gmail.com