KÖŞE YAZARLARI

Mehmet Çil

Mehmet Çil

Eskişehir'in Hamamları

Çocukluğum, gençliğim ve hayatımın 50 yılını geçirdiğim Eskişehir…

Ve son iki yıldır hayatımı sürdürdüğüm sevdiğim, tutkunu olduğum Cennet Datça…

Bazen bana , “hiç mi özlemiyorsun?” diye soranlar oluyor? Geride bıraktığım –dile kolay- yarım yüzyıla sığmış bir hayat var. Onlarca dost ve arkadaşım var. Paylaşılan acılar ve sevinçleri yok saymak mümkün mü? Dostlarımı özlemiyorum dersem yaşanmışlıklara haksızlık olur.

Eskişehir’in neresini özlediğim ise soru eğer, yanıtım hamamlar oluyor.

Hoş her 3-4 ayda bir fırsat yaratıp geldiğim memleketimde dostlarımla hasret giderirken ilk fırsatta koştuğum yer hamamlar oluyor.

Peki, böylesine özlemle koştuğum bir başka yeri var mı?

İşte tekrar söylüyorum: “YOK”

Kent belleğinin alt üst olduğu bir yerde çocukluk anılarımı tazeleyebileceğim tek bir yer kalmadı çünkü…

Eskişehir’den ayrılma kararını verirken kaybettiğim çocukluğumun etkisi de büyük oldu sanırım.

Belki bir bademlik kaldı hala direnen…

Ki onu da şimdiki zaman Eskişehirlileri pek bilmez… Yıllardır unutulan kaderine terk edilen bademlik, havuzu ve piknik alanları ile insanların göz bebeği, can damarı, nefes aldığı soluklandığı kentin gürültüsünden kaçıp sığındığı ender yerlerden biri idi. Şimdi, bir korku bir umut ile geleceği hakkında karar verilmesini bekliyor yıllardır... Ya dozerler gelip orayı da silip süpürecek yerine çok katlı çirkin bir otel yapılacak, ya da… Yoksa hiç umut etmemek mi gerek? Her şeyin para ile ölçüldüğü dünyamızda umutların hayal kırıklığına dönüşmesi kaçınılmaz mı acaba? Dilerim bu konuda yanılan ben olurum.

Çocukluk anılarım arasında yer alan hamamların da bugün yerlerinde yeller esiyor ama gençlik yıllarımın hamamları da hala ayakta duruyor.

Şimdiki Ticaret Sarayı’nın bulunduğu yerde yıllarca Eskişehirlilere hizmet veren Doğan Hamamı artık yok. Esnaf Sarayının karşısındaki Erden Hamamı da giyim mağazası olarak hizmet veriyor.

Yılların Yeni Hamamı ise hala ayakta kalma mücadelesini sürdürüyor. Hemen bitişiğindeki Has Hamamı ne demeli? Şifalı suları ile Eskişehirlilerin en kıymetli değerlerinden biri olarak duruyor.

Eskişehirlinin yaşamında hamam kültürünün ayrı bir yeri vardır. Bu gelenek zamanla azalsa da benim gibi orta ve yaşlı kuşak hala hamamların önemini unutmuş değil.

Eskişehir’e dışarıdan gelip de yerleşen o kadar çok arkadaşım olmuştu ki, çoğunu Eskişehir’in hamamları ile tanıştırmışımdır. Birçoğu sonradan hamamlarımızın abonesi gönüllü elçisi olmuşlardır.

Erden ve Doğan hamamlarının kapanmasından sonra benim vazgeçilmezlerim arasında yer alan Has Hamamının müdavimleri de vardı. Eskişehir’in genç yaşta en tecrübeli siyasilerinden biri olan Cengiz Hardura, bunlardan sadece biridir. Cumartesi sabahları O’nu Has Hamamda mutlaka görürsünüz. Hamam çıkışı yoğurdu ve maden suyunu hiç eksik etmez. Siz de deneyin memnun kalacaksınız.

Siyasilerden söz açmışken Zafer Sabuncuoğlu’nu da hatırlatmakta yarar var. Anavatan Partisi’nin en şaşaalı döneminde il başkanlığı yaptı. O yıllarda bir süre de olsa hamam işletmişti.

Bugünkü Güneş Hamamı o günlerde siyasilerin yorgunluk attığı mekânların başında geliyordu. Yanılmıyorsam 87 yılıydı. Sanayi ve Ticaret Bakanı Şükrü Yürür’ü, hamamda peştamalı ile görüntüleştim de olay olmuştu.

Bir gün, üç gazeteci arkadaş Güneş Hamamına gitmiştik. Son Haber Gazetesi’nden ben, İstikbal Gazetesi’nden Necmi Ünver ve Sakarya Gazetesi’nden Orhan Demir…

Biletimi almış soyunma dolaplarına doğru yürürken merdivenlerin başında Zafer Sabuncoğlu ile karşılaştık. Bizi görünce kollarını açıp hep birimimize sevgiyle kucaklamıştı. Su sıcak karşılama karşısında doğru şaşırmıştık. İktidar partisinin il başkanı sıfatıyla kendisiyle her zaman görüşürdük ama her üç gazetede de o günlerde ANAP aleyhine haberler çıkmaya başlamıştı. Hatta önemli bir konuşmasını yalanlamak istemişti de, sözlerinin benim teybimde kayıtlı olduğunu unutmuştu. Teybi kelime-kelime çözüp yayınlayınca zor durumda kalmıştı.

O günkü sıcak karşılamadan ne çıkacağını hiç düşünemedik. Çünkü her şeye rağmen ilişkilerimiz karşılıklı sevgi ve saygı çerçevesinde kalmıştı. Hiçbir zaman kin gütmemişti.

Bizi kucakladıktan sonra talimat yağdırmaya başladı:

“Arkadaşlar özel misafirimdir, hizmette kusur edilmesin”

İçeri girip de biraz terlemiştik ki, üçümüzün başında da iri kıyım üç keseci bitti.
“Zafer Ağabeyin talimatı var” diyerek işe başladılar.

Daha biz ne olduğunu anlayamadan keseciler güç gösterisine girmişlerdi bile… Durun demeye kalmadı. Kese yapmıyor adeta dövüyorlardı. Bittiğinde sanki bir araba dayak yemiş gibi olmuştuk. Kurulanırken yanımıza gelip limonlu çaylarımızı da ikram etmeyi ihmal etmemişti. Muzip gülümsemesiyle nasıl da intikam aldığını göstermeye çalışıyordu. Hepimiz gülüp eğlenmiştik.

Bugün hoş bir anı olarak anlatıyorsam eğer bunları, yıllar sonra habercilik nedeniyle maruz kaldığım saldırılar karşısında bu küçük dayağın devede kulak kalmasındandır. Hatırlıyorum da, yazdığım gerçekler karşısında rahatsız olup beni susturamayan her şeyin en iyisini kendisinin yaptığını sanan değerli büyük siyaset adamımız her yolu deneyip de başarısız olunca, patronuma mektup yazıp beni işten bile attırmak istemişti. Belirteyim, isteği dikkate bile alınmadı. Çünkü yazdıklarımda ne bir hakarete ne de bir yalan vardı. İstiyorsa mahkemeye gidebilirdi, gidemedi. Eskişehir’de basın hayatımı tek bir tekzip bile yemeden noktalayabilmenin keyfini yaşadım.

 
KÖŞE YAZARLARI

Mehmet ÇİL

Mehmet ÇİL Seçimlere İnşaatçılar damga vuracak… Son dakika notu: Avukatlar ve Eğitimcilere de dikkat…   29 Mart seçimleri için geri sayım işlemi sürüyor. Seçim...
KÖŞE YAZARLARI

Mehmet Çil

Mehmet ÇilEskişehirspor, ETİ  ve Büyükerşen Dışarıdan bakmak çok daha objektif oluyor. Eskişehirspor (ES-ES) ve ETİ gibi iki büyük markanın yanına Yılmaz Büyüke...

 222 233 09 88  
 10dktv@gmail.com