CHP Tüzük Kongresi'ne giderken tabana kulak vermeli...

e-Posta Yazdır
Paylaşın:
Digg
 


15. Dönem Eskişehir Milletvekili Eskişehir Eski SHP-CHP İl Başkanı Murat KAHYAOĞLU  CHP'de Tüzük Kongresi'ne gidilirken "CHP’nin ülkemizde özgürlükçü demokrasiyi inşa etmek için atacağı ilk somut adım parti içinde demokrasiyi bütün boyutlarıyla yaşama geçirmesi olacaktır." dedi.

Tüzük Kongresi sürecinde CHP Genel Merkezi tabandan bilgi almalıdır diyen Kahyaoğlu hazırladığı raporu yerelde  ve genel merkezde tüm yetkililere iletti. Kahyaoğlu'nun  hazırladığı,  Eskişehir'de düzenlenen toplantılarda partililere de aktardığı; CUMHURİYET HALK PARTİSİ KURULTAYLARA GİDERKEN (Tüzük-Olağan) PARTİ İÇİ DEMOKRASİ GERÇEKLEŞECEK Mİ? ÖNERİLER - ESKİŞEHİR’DEN ÖRNEKLER VE UYARILAR raporu: 

    İÇİNDEKİLER

    SUNUŞ

   1.CHP VE ÖZGÜRLÜKÇÜ DEMOKRASİ

 

1.1.          CHP’de Özgürlükçü Demokrasi Süreci

1.2.          Ülkemizin Toplumsal Ortamı ve Özgürlükçü Demokrasi

1.3.          Cumhuriyetle Bütünleşmeyen Demokrasinin Toplumsal Sakıncaları

    

  2.CUMHURİYET VE DEMOKRASİYLE ÇATIŞAN BİR PROJE/AKP  (KARŞI DEVRİM KENDİ İNSANINI ÜRETİYOR )

         

2.1.  Hızla Yükselen Muhafazakarlık ve İmam Hatip Okulları/ Kuran Kursları                                                                                                 2.2. Kısa Zamanlı Büyük Toplumsal değişim, Bilimsellik Karşıtlığı         

2.3. Başbakan R.T. Erdoğan’ın İnanç Merkezli Yaklaşımları ve Etkileri                                                                                                                 2.4.İnanç Merkezli Politikaya İlişkin Değerlendirmeler

 

  1. 3.TARİHİ MİSYONU AÇISINDAN CHP VE PARTİ İÇİ DEMOKRASİ

 

3.1.        Parti içi Demokrasinin Temel Koşulları

3.2.         Parti içi Demokrasi Nitelikli Üyelerle Gerçekleşir

3.3.        Partinin Yaşam Alanlarında var Olmasının Temel Koşulu ( ÖRGÜTLENME)

3.3.1.Tarihsel Gelişim Bağlamında Halk Örgütlenmeleri ve Sivil Toplum Kuruluşları

3.3.2.Yaşam Alanlarında Nasıl Örgütleneceğiz

3.3.3.Neden Sokak Örgütlenmesi ve Sokak Örgütlenmesinde Çalışma Örnekleri

3.3.4.Partisel Örgütlenmenin Olmazsa Olmazları ( Eğitim ve İletişim)

ü Parti içi Eğitimin İlkeleri, Yöntemleri, Amaçları

ü Üyelerin Donanımı ve Yetkinleştirilmesi

ü Üyelerin Siyasal Eğitimi (CHP’ni Özümsemek)

ü Yaşam Alanlarında Örgütlenmenin Eğitimi

ü Aydınlanma ve (Algıları Yönetmek) Eğitimi

ü Partide İletişim Eğitimi ve Eskişehir Örneği    

ü 3.4- Parti içi Demokrasi Açısından Özgürlük ve Eşitlik       

ü 3.4.1- CHP’nin Parti içi Örgütlenmesindeki Yetersizlikler ve Olumsuzluklar, Örnekler

3.4.2.CHP’ de Çarpık Siyaset Anlayışının Temelindeki Sorunlar ve Örnekler

3.4.3-Çarpık Siyaset Anlayışında Kalıpların ve Alışkanlıkların Aşılması

3.4.4-Yeni yapılanmada Öncelikli Gündem

4.CHP’ DE TÜZÜK YENİLENMESİNE VE YENİDEN    YAPILANMAYA DÖNÜK ÖNERİLER

4.1.Temel Yaklaşımımız                                                                                 

4.2.Genel Merkez ve Muhalefet Gruplarının yaklaşımı

4.3. Yerel Örgütlere İnisiyatif Verecek, Kişilik Kazandıracak Düzenlemeler ve Kurumsallaşmalar

4.4-Yerelde Yatay Örgütlenmelere Olanak Verilmesi

4.5-Partiiçi Demokrasi İçin Vazgeçilmezler

SUNUŞ

 

Önceleri laik cumhuriyete ve kurucusuna ürkerek, sinsice saldırıyor ve altını oyuyorlardı.  Şimdi açıkça ve pervasızca saldırıyorlar, yıkıyorlar, yok ediyorlar.

Önümüzdeki süreçte, yapmayı planladıkları anayasa değişiklikleriyle de son noktayı koymak; akıllarınca cumhuriyeti ve kurucusunu tarihten silmek istiyorlar.

CHP’nin varlığı ve sağlığı cumhuriyetin yaşamasıyla olanaklıdır. Çünkü CHP’nin temeli laik cumhuriyetle, cumhuriyetin değerleriyle ve Atatürk ilkeleriyle örülmüştür. CHP’nin tarihi  misyonu ise 1920 lerde ulusal kurtuluş savaşı sonrası kurduğu cumhuriyeti, değerlerini ve ilkelerini korumak, geliştirmek ve yüceltmektir.

Ancak CHP bugünkü durumuyla, yapısıyla, siyaset anlayışıyla bu misyonu gereği gibi yerine getirememektedir.

Çünkü: CHP kendi içinde bütünlüğü sağlayamamıştır. Parti içi demokrasiyi gerçekleştirememiştir. Ülkemizin laik, cumhuriyetçi, aydınlıkçı, yurtsever güçlerine, birikimlerine Yeterince öncülük yapamamıştır.

Bu kaos ve güvensizlik ortamında yapılacak olan kurultayların da çözüm getirmeyeceği kaygıları yaygındır.

Oysa, CHP ülkemizde siyasal önderlik potansiyeli, birikimi en yüksek olan tek partidir.

CHP 1927 de ikinci kurultayda devrimi konuşmuştur.

1934 yılında, kadınların seçme, seçilme hakkını  tartışmıştır.

1939 da beşinci kurultayda ulusal eğitimi konuşmuş ve tartışmıştır.

1959 da 14. Kurultayda ( 1961 Anayasasının özü olan) İlk Hedefler Beyannamesi görüşülmüş ve kaleme alınmıştır.

CHP, bütün yaşamı boyunca politika üretmiş, yeni hedefler belirlemiş ve halkımızı hep ileri taşımıştır. CHP’liler meydanlarda, kahvelerde, örgütte bu politikaları konuşmuş, tartışmıştır.

CHP bugünkü sıkıntıları, sorunları, özünü koruyarak, başarılı geçmişinden ve birikimlerinden güç alarak ve o günkü heyecanı duyarak aşabilir. 

CHP bu heyecanla ve sorumluluk duygusuyla: kurultaylardan güçlü, demokratik bir yapı çıkarabilirse, partide bütünlüğü sağlayabilirse, örgütü kişisel çekişmelerin dışına çekebilirse o zaman kitlelere güven verebilir ve bütün cumhuriyetçi, yurtsever birikimlere önderlik edebilir.

Size sunduğumuz bu rapordu:

CHP’de parti içi demokrasiyi nasıl gerçekleştirebiliriz?

Partide bütünlüğü nasıl sağlayabiliriz?

Yaşadığımız olayların mantığını, felsefesini, tarihini nasıl yorumlayabiliriz?

Halkımıza nasıl güven verebiliriz?  Sorularına yanıt aranmaya çalışılmış ve bazı öneriler getirilmiştir.

Yararlı olabilmesi umut ve dileğiyle.

  CHP’NİN ÖNÜMÜZDEKİ SÜREÇTEKİ HEDEFİ

 “ÖZGÜRLÜKÇÜ DEMOKRASİ”DİR

 

1.CHP VE ÖZGÜRLÜKÇÜ DEMOKRASİ

1.1. CHP’de Özgürlükçü Demokrasi Süreci

Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu, Oktay Ekşi ile yaptığı “ Nehir Söyleşi” de şunları söylüyor. “ Partimizin ülkemize kazandırdığı süreçlerin dördüncüsüne, dördüncü büyük değişime imza atmak istiyorum.

Gerçekleştirdiğimiz birinci ve en büyük devrim Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması oldu. İkinci büyük değişimi 1946 yılında  başlattı,1950 yılında tamamlandı. Partimiz bu süreçte Türkiye’yi çok partili yaşama taşıdı. Bu adımla Türkiye’de demokrasinin temeli atıldı.Üçüncü olarak  CHP Türkiye siyasi yelpazesine 1970 li yıllarda ortanın solu hareketi ile sosyal demokrasiyi kattı. 1950 yılından bu yana ise Türkiye’de özgürlükler,eşitlik, insan hakları ve emek için mücadele ediyor. İşte seksen sekiz yıllık bu tarihi mirasımız şimdi bize yeni bir hedef gösteriyor ÖZGÜRLÜKÇÜ DEMOKRASİ HEDEFİ..

Bu ifadeler, “Bilim Yönetim Kültür Platformu” çalışmalarından birisi olan “Demokrasi Raporu” nun giriş bölümünde de yer almaktadır.  Raporda daha sonra CHP nin değişimin partisi, özgürlüklerin partisi, özgürlükçü demokrasinin partisi, katılımın, çoğulculuğun, insan haklarının partisi olduğu örneklerle anlatılmaktadır.

1.2. Ülkemizin Toplumsal Ortamı ve Özgürlükçü Demokrasi

Ülkemizin su gibi, ekmek gibi özgürlükçü demokrasiye , hukuk devletine, adalete, insan haklarına şiddetle ve acil olarak gereksinim duyduğu bir dönemden,

İleri demokrasi diye diye her türlü hukuksuzluğun, adaletsizliğin, eşitsizliğin yapıldığı, özgürlüklerin yok edildiği bir dönemden,

Sivil darbenin hiçbir engel tanımadan hızla yol aldığı bir dönemden,

Sivil darbenin, diktanın en büyük engeli olan Atatürk’e, cumhuriyete ve devrimlere en yoğun saldırıların olduğu bir zaman diliminden,

Cumhuriyetin ve değerlerinin demokrasinin en büyük engeli olduğu; cumhuriyetin kitlelerin talepleri olmadan tepeden indiği cumhuriyet zayıflayınca demokrasinin güçleneceğinin rahatlıkla TV lerde dile getirildiği ve yandaş köşe yazarlarınca ifade edildiği bir dönemden,

19 Mayıs ve 29 Ekim bayramları gibi cumhuriyetin sembollerinin yasaklandığı bir dönemden geçiyoruz.

Daha da hazin olanı, bu dönemde ülkeyi yönetenlerin yaklaşımıdır;

Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, 1995 yılında Başbakanlık Müsteşarı iken “Cumhuriyet ve laiklik ilkelerinin yerini, daha İslamcı bir yapıya bırakması gerektiğini;  Cumhuriyet, laiklik ve milliyetçilik ilkelerini dini temelde yeniden yorumlamamız gerektiğini söyleyebilmiş ve eklemiştir. Bu, sadece kadroları değiştirmekle başarılamaz. Başarılı olmak için, mekanizmaları da değiştirmek gerekir. Cezayir gibi ülkelerde mekanizmalar değiştirilmediği için başarılı olunamamıştır. Başarılı olmak için merkezi otoriteyi dağıtmak zorunludur.“ demiştir.

 Ömer Dinçer MEB olduktan sonra da, hükümetin çıkardığı KHK’ ye dayanarak  MEB teşkilat yasasından Cumhuriyet ve Atatürk ilke ve inkılapları ifadesini çıkarmıştır. Bu uygulamasını da bir Fransız siyaset bilimcinin “ Her şeyin bir yeri ve zamanı vardır” sözüne bağlamıştır.  

RTE ise, “ Demokrasi bizim için bir trendir, istediğimiz durağa gelince ineriz “ diyebilmiştir.

Abdullah Gül ise, 15 Aralık 2005 tarihinde İngiliz THE Guardion gazetesine verdiği demeçte “ Türkiye’de laik sistemin sonu geldi, kesinlikle laik sistemi değiştirmek istiyoruz “ demiştir. Gene Abdullah Gül  10 Aralık 1995 de Milliyet gazetesinde Nilgün Cerrahoğlu ile yaptığı söyleşide “ Düzen, Türkiye’de İslamı, caminin içine hapsetti. Biz, İslamı hayat tarzı olarak görmek istiyoruz” demektedir.

Atatürk’e ve cumhuriyete saldırıların örnekleri çoğaltılabilir.

Tablo vahimdir. Her gün Cumhuriyet ve Atatürk’ün düşünce ve kurumları dinamitlenmektedir. Bu açık bir karşı  devrim sürecidir.

Oysa Cumhuriyet Demokrasinin Olmazsa Olmazıdır.

Atatürk’ün “en büyük eserim ve kimsesizlerin kimsesi” dediği cumhuriyet, demokrasinin alt yapısıdır, olmazsa olmazıdır.

O cumhuriyet ki…

Yurttaşlık bilincidir, laikliktir, ulus devlettir, sosyal adalettir, aydınlanmadır.

Halkın kayıtsız koşulsuz egemenliğidir, bağımsızlıktır,

Özeli değil kamu yararını ön planda tutandır.

Bilim ve akıldır, eşitliktir, özgürlüktür, katılımdır, çoğulculuktur.

1.3.Cumhuriyetle Bütünleşmeyen Demokrasinin Toplumsal Sakıncaları

Cumhuriyeti, demokrasinin altından çekerseniz faşizm çıkar,sivil dikta çıkar, totaliter rejim çıkar.

  • Hitler Almanya’sında ve Mussolini İtalya’sında olan odur. Cumhuriyetin özgürlük, eşitlik, akıl, bilim, özgür yurttaşlık, sosyal adalet gibi değerleri devre dışı bırakılmıştır.
  • “Arap Baharı” diyerek, demokrasi götüreceklerini söyledikleri ülkelerin çıkmazı, Cumhuriyet alt yapısının olmayışındandır.  Ulus devlet, laiklik, özgür yurttaş, akıl, bilim, aydınlanma yoktur
  • AB’nin girişimci ama toplumdan kopan bireye öncelik veren tutumundan ve anlayışından vazgeçerek yurttaşı tekrar öne çıkarması, Avrupa demokrasisinin toplumu da düşünen bireye gereksinim duymasındandır

Cumhuriyet ve demokrasi ilişkisiyle ilgili olarak eski Genel Başkanımız D. Baykal’ın söyledikleri:

 “ Cumhuriyet ve demokrasi birbirini besler. Cumhuriyet temelinden vazgeçerek demokrasiye ulaşılacağını zannedenler yanılıyorlar. Cumhuriyet değerlerine, cumhuriyet kültürüne, cumhuriyet aydınlanmasına dayanmayan bir demokrasi, sadece sayısal çoğunlukların karar alma süreci haline dönüşür. Böyle bir demokrasiyi uzun vadede yaşatma olanağı yoktur.

Cumhuriyetin varsayımı nedir? İnsan zihninin ambargolardan, doğmatik saplantılardan kurtarılmış olmasıdır. Cumhuriyetin temelinde teokratik düşüncenin tutsağı olmayan bir yurttaş varsayımı yatar.  Eğer buna ulaşamamışsanız, eğer aydınlanma düşüncesini yurttaşların zihinlerine yerleştirememişseniz onlarla demokrasiye ulaşma olanağı yoktur. Cumhuriyetin öngördüğü, varsaydığı yurttaş kendini bir aşiretin, bir kabilenin, bir cemaatin, bir inanç alt kimliğinin parçası sayma tutsaklığını aşmış olan insandır. Aşarsa o demokrasinin öngördüğü yurttaş haline gelir. Aşamamışsa onunla demokrasi yapmak olanağı yoktur. “  ( 23 Nisan 2003 TBMM de yaptığı konuşma)

 Prof. Dr. Suna Kili ise bu konuda şunları söylüyor:

“ Cumhuriyet yaşarsa demokrasi gelişme olanağı bulur. Cumhuriyet demokrasinin önkoşuludur. Atatürk, cumhuriyet ilkeleri ve devrimleriyle ülkemizde demokrasinin gelişmesini sağlamıştır. Eğer cumhuriyeti yaşatamazsanız, yitirirseniz,  kamu yararını göz ardı ederseniz, demokrasiyi de yaşatamazsınız, yitirirsiniz. Cumhuriyeti demokrasiye karşıt göstermek onu öldürmektir. “(Atatürk Devrimi, Bir Çağdaşlaşma Modeli- Prof Dr.Suna Kili)

O halde neden Cumhuriyete ve Atatürk’e saldırıyorlar?

Çünkü kökten dincilerin ve neoliberallerin, karşı devrimcilerin cumhuriyetle ve cumhuriyetin değerleriyle uzlaşması mümkün değildir. Bu değerlerle sürekli çatışıyorlar. Ulus devlet, laiklik, özgür yurttaş, toplumsal fayda, devrimcilik, devletçilik gibi cumhuriyet değerleri ile hiçbir dönemde barışık olmayan bu kadrolar ,  Atatürk ve cumhuriyet yok olmadan, toplumun belleğinden silinmeden karşı devrimin hedefine ulaşmasının olası olmadığını çok iyi görüyorlar.

Bu çatışmayı Prof. Dr. Emre Kongar “Demokrasiyle Yüzleşme “ kitabında şöyle ifade ediyor.

“ Türkiye’nin mayasında iki belirgin öğe vardır:

  1. 1.Osmanlının din-tarım temelli feodal kültürü ve bu kültüre dayalı yaşam biçimleri ve ilişkiler düzeni..
  2. 2.

Cumhuriyet tarihi aslında bu iki çelişik öğe arasındaki mücadelelerin tarihidir. Bu mücadeleye istersiniz.

“Geçmiş ile geleceğin,

Feodalite ile Cumhuriyetin,

Şeriat ile aydınlanmanın,

Padişahlıkla Cumhuriyetin,

Hurafe ile Bilimin çatışması’da diyebilirsiniz.”

2.CUMHURİYET ve DEMOKRASİYLE ÇATIŞAN BİR PROJE /AKP:( KARŞI DEVRİM KENDİ İNSANINI ÜRETİYOR.)

Cumhuriyetle, cumhuriyetin değerleriyle ve çoğulcu, katılımcı, özgürlükçü, eşitlikçi demokrasiyle çatışan köktendinci, neoliberal ve cemaatçi bu siyasal kadrolar, tarihi yeniden kurmak istiyorlar.  Hedefleri, din eksenli otoriter bir yönetimi ülkede sürekli kılmak; yurttaşlık bilinci yerine biat ve itaat kültürünü yerleştirmektir.  “ Bu dinsel ve neoliberal siyasal projede Atatürk, Kurtuluş Savaşı, cumhuriyet ve devrimlerinin hiçbiri yoktur. Saidi Nursi vardır, Menderes vardır, Özal vardır” (Orhan Bursalı 10. Kasım.2011 Cumhuriyet Gazetesi)

1950 yılından bu yana, ülkemizi yöneten iktidarlar, bu din eksenli  “neoliberal  proje”yi  gerçekleştirmek , cumhuriyeti ve değerlerini yok etmek için çalışmaktadırlar. Nitekim, 1950 de DP nin iktidara gelir gelmez:

  • Arapça ezanı yeniden uygulamaya koymuştur.
  • Köy enstitülerin ve halk evlerini kapatmıştır.
  • 12 Eylül 12 Mart askeri darbeleri bu amaçla gerçekleştirilmiştir.
  • 12 Eylül ekonomik kararları bu niteliktedir.
  • 12 Eylül 1981 anayasası bu amaç içindir.
  • Yargının ve YÖK’ ün iktidarla bütünleştirilmesi  bunun içindir.
  • Ulusal ordumuzun, halk ordusunun yıpratılması ve özelleştirilmeye çalışılması da yine bunun içindir.
  • Milli Eğitim Bakanlığındaki cumhuriyet karşıtı bir dizi değişiklikler, işin doruk noktasına ulaştığının göstergeleridir.

Bu liste daha da uzatılabilir Bunların her biri bir projenin, bir programın parçalarıdır.

            Karşı Devrim Kendi İnsanını Üretiyor

Bunlardan çok daha vahim olanı, bu yönde yapılan ve yapılacak olan değişimleri benimseyecek insanımızın değer yargılarını değiştirerek yeni  bir insan ve yeni bir zihni model yaratarak, geleceği bu yönde biçimlendirmektir. Orhan Bursalı 8.Kasım 2011 tarihli Cumhuriyet Gazetesinde şöyle diyor; “ Toplumun bütününde özgür beyin kuşatılıyor, soluk alamıyor kitleler güdülüyor, yönlendiriliyor. Bu bağlamda iktidar yapıları, sivil güçlerin örgütlenmesine ve demokratik bir ortamın gelişmesine olanak tanımıyor.”

Ergin Yıldızoğlu ise insanın değişimine şöyle bakıyor: (9 Kasım. 2011 Cumhuriyet Gazetesi) “ AKP uzun iktidar döneminde insanlarda kalıcı davranış biçimleri oluşturuyor. Değiştirilmesi giderek zorlaşan bir algısal kilitlenme, statüko şekilleniyo .  Muhalefetin etkisiz ve parçalı oluşu, hükümetin siyaset yapma süreçleri ve alanları üzerinde kurmayı başardığı tekelci yapılanmalar, bu yanlış algılamaları daha güçlü, daha yapışkan hale getiriyor.”

AKP’ nin insanları bu denli etkilemesinin, ruhunu ve düşünce yapısını yönlendirmesinin, değer yargılarını değiştirmesinin  en önemli ARACI  MUHAFAZAKARLIĞI PLANLAYARAK, PROJELENDİREREK ,  ÖZELLİKLE DE EĞİTİM ALANINA DEVLET OLANAKLARIYLA MÜDAHALE ETMESİDİR.

2.1.Hızla Yükselen Muhafazakarlık ve İmam Hatip Okulları/Kuran Kursları

Bu konuda Türkiye’de “Sosyal Psikoloji” nin kurucusu Prof. Dr. Çiğdem Kağıtçıbaşı şunları söylüyor.

“ Türkiye’ de dindarlık yörüngesi son 40 yıl içinde hızla değişti ve muhafazakarlık yükseldi. Çünkü sosyal politikalar ve eğitime hükümetler tarafından radikal biçimde müdahale edildi.  1970 sonrası koalisyon hükümetlerinde tarikatlardan beslenen partiler hep MEB üzerinde yoğunlaştı.  12 Eylül askeri yönetimleri de bu konuda büyük katkılar sağladı. Laik rejimin eğitim sistemine paralel, ikinci bir eğitim düzeni getirildi. Hedef erkeklerden çok kız çocuklarıydı. Çünkü kadını ele geçirirseniz, dünya görüşünü etkilerseniz, toplumu daha çabuk  değiştirebilirsiniz. Bu nedenle Kur’an kurslarının 2/3 si kız öğrenciydi.  İmam Hatip Liseleri’nde de kızların sayısı giderek erkekleri geçti.

1990’ların sonuna doğru imam hatip liselerinin öğrenci sayısı bütün meslek liselerinin öğrenci sayısının % 80 nini bulmuştu. Demek ki talep vardı denilebilir.  Ancak, sosyal politika değişimlerinde önce arz’ da bulunup sonra talep yaratılabilir. Yüzlerce imam hatip lisesi halk istemeden açıldı. Çok yatırım yapıldı. Alt yapıları iyi hazırlandı.  Tarikatların verdiği burslar ve binlerce kuran kursuna tarikatların ciddi yardımlarıyla çocuklara ve ailelerine ulaşıldı. Hedeflenen sosyal değişim böyle gerçekleştirildi.”

2.2.           Kısa zamanda Büyük Toplumsal Değişim Bilimsellik Karşıtlığı

Bu kadar kısa zamanda böyle bir değişim bilimsel açıdan imkansızdır. Çünkü kültürün büyük bir devamlılığı vardır. Sosyolojik olarak yavaş yavaş değişir. Dünyanın hiçbir yerinde kendi haline bırakılan bir toplum birkaç on yıl içinde değişmez.  Sosyolojide genel bir bulgu vardır.Bütün toplumlarda yaşlı nüfus, genç nüfusa göre daha dindardır. İnsanlar ölüme yaklaştıkça dine yönelirler. Bu doğaldır. Ama Türkiye’de tersi söz konusudur.

Prof Dr. Yılmaz Esmer bir araştırmasında şunları söylüyor;  “Dünya değerlerine göre Türkiye bir istisna teşkil ediyor.  Bizde gençler daha dindar görünüyor. Bu toplumların doğasına aykırı bir durum.  Elbette bu durum, kendiliğinden olmadı. Bunun başka bir kanıtı da, değişimin kırsaldan ve küçük kentlerden değil büyük kentlerden başlamasıdır. Neden? Çünkü planlı bir biçimde sosyal politikalar oluşturuldu ve topluma müdahale edildi.”

AKP bu politikalarının ürünlerini siyasi rant olarak topladı, topluyor. Çok somut ve çarpıcı iki örnek:  1. Deniz Feneri Soygununda parasını kaptıran 21.000 kişiden hiç kimse hakkını aramadı, mahkemeye başvurmadı, şikayetçi olmadı.  2. Konya’da Ballıca’da çöken kuran kursu binasında ölen onlarca çocuktan hiçbirinin babaları, velileri şikâyetçi olmadı. Çünkü cemaatlaşan ve muhafazakârlaşan toplumda önemli olan, cemaatin iç kurallarıdır. Cemaat lideri ne derse o olur.  İnsanlar özgür iradelerini kullanamazlar.

Vatan gazetesinde yaptığı söyleşide CHP Genel Başkan yardımcısı Sencer AYATA  şunları söylüyor  ; (23 temmuz 2011)

Muhafazakârlık sosyolojiktik bir kavram, ama sosyoekonomik bakımdan muhafazakarlar arasında büyük farklar var. Muhafazakâr oy kaleleri büyük kent varoşları ve Anadolu kasabalarında AKP % 60 ı buluyor. Ne var ki Varoşlarda işsizlik oranı çok yüksek, çalışanların geliri çok düşük, toplumsal güvence zayıf, sigortasızlık, iş gücüne katılım alt düzeyde, okur  yazar olmayan sayı kabarık. Muhafazakârlığın göz ardı etmememiz gereken bir yüzü de bu. Biz CHP olarak bu kesime ulaşmak için sosyal adalet ve sosyal politikaları vurgulayan çizgiye yüklendik. Buna yönelik sağlam projelerimiz var. Varoşlarla iletişim kurmak için yoğun çaba gösteriyoruz. Bunun sonuçlarını zamanla alacağız.

Şimdi çok hassas olan ve o kadar da önemli olan bir konuyu dikkatlerinize sunmak istiyorum.

2.3.          Başbakan R.T. Erdoğan’ın İnanç Merkezli Yaklaşımları ve Etkileri

2010 anayasa referandumunda ve 2011 genel seçimlerinde AKP nin oylarının beklenmeyen biçimde artmasında bu söylemlerin etkisi olmuş mudur? Örneğin;

  • “  Başbakan RTE sekiz ayrı seçim konuşmasında Kılıçdaroğlu’nun  Alevi kimliğine vurgu yapmıştır.”  (Sedat Ergin- Hürriyet Gazetesi 28.7.2011)
  • RTE,  referandum öncesinde ( 17.Ağustos.2011) Çorum’ da yaptığı konuşmada “ Çorum’un Ebussuud Efendisiyle gurur duyuyorum “ demiştir. Ebussuud Efendi Yavuz Selim ve Kanuni dönemlerinde otuz yıl süreyle Şeyhülislamlık görevlerinde bulunmuş  ve sık sık Kızılbaş Alevilerin katledilmesinin vacip olduğuna ilişkin fetvalar yayınlamıştır. Bunların belgeleri yayınlanmıştır.
  • Hüseyin Çelik “ Kılıçdaroğlu mezhep yakınlığı dayanışmasıyla mı Suriye’ye sahip çıkıyor” demektedir. ( 10.9.2011)
  • Melih Gökçek “ İskender Çolak’ın CHP li ve Alevi olduğunu bildiğim halde nikahını kıydım “ diyebilmektedir.
  • İnönü  Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanı Prof. Dr. Salim Çöhce “Ben olmasaydım  bu üniversite Kürt ve Alevi öğrencilerin eline geçecekti. Bütün solcular aptaldır. K.Kılıçdaroğlu’da  Ermeni asıllıdır” diye beyanat vermektedir.
  • AKP milletvekili ve alevi açılımından sorumlu bakan Faruk Çelik “ Toplumda önyargı ve dışlama stratejileriyle oluşturulmuş bir Alevi algısı vardır “ demektedir.

Öyle görünüyor ki; AKP ve RTE inanca dayalı siyaseti, kimlik siyasetini temel anlayış olarak benimsemiştir. Oysa siyaset aklın ve bilimin egemen olması gereken bir alandır. Dinsel ve etnik siyasette ise akıl ve bilim devre dışıdır. Demokrasilerde ve cumhuriyette kimlik siyasetinin yeri yoktur ve olamaz. RTE siyasi rant uğruna inançları istismar ederek cumhuriyetin ve demokrasinin temellerini tahrip etmekten ne hazindir ki rahatsızlık duymamaktadır.

Bu örnekler çoğaltılabilir.

Akşam gazetesi yazarı Oray Eğin ( 8.7.2011) de bu gelişmeleri şöyle yorumluyor. “ K. Kılıçdaroğlu’nun haziran seçimlerinde en büyük düşmanı ALEVİFOBİ  olmuştur. Bu durum gelecek seçimler için de geçerlidir. Ne yazık ki Alevi düşmanlığı bu ülkenin damarlarına işlemiştir. Bu düşmanlık her, geçen gün biraz daha kaşınıyor.”

2.4-          İnanç Merkezli Politikaya İlişkin Değerlendirmeler

 Fikret Bila, köşe yazısında şunları söylüyor. 

“ …Yapmıyorum diye diye “ bal gibi” etnik köken ve inanç siyaseti yapıyor iktidar sözcüleri.. Kılıçdaroğlu Alevidir diyerek CHP’ nin oy tabanını daraltmaya çalışıyorlar…  CHP’ nin mütedeyyin olarak bilinen kesimden oy ve destek almasını önlemeye çalışıyorlar.  Ayrıca CHP içinde Alevi-Sünni çatışması yaratmayı hedefliyorlar … Kılıçdaroğlu hem içerde, hem de dışarıda bu söylemi kıramazsa  etkilenir ve bu etiketle hem parti içinde, hem tüm Türkiye’de  dar bir alana hapsedilme riskiyle karşı karşıya kalır. .. Ve bu söylemin taşıdığı daha büyük tehlike, Kılıçdaroğlu’nu hırpalayayım derken Türkiye’nin sosyal barışını hırpalamaktır.

Kürtlük ve Alevilik karşıtlığı veya yandaşlığına dayalı politikaların Türkiye’nin dikişlerini patlatması ciddi bir tehlikedir.

Ulusal bütünlük dikişi zaten patlamışken, buna bir de mezhep dikişlerinin patlaması eklenmemelidir.

Atatürk’ün kurduğu demokratik, laik  Türkiye Cumhuriyeti, bir soy ve mezhep cumhuriyeti değildir. Bugüne kadar ayakta kalmış ve bir iç kargaşa yaşamamışsa bunu Atatürk’ün attığı temellere borçludur.” ( 2.12.2011 tarihli Milliyet Gazetesi)

 Prof. Dr.Emre Kongar, bu konuda şöyle diyor: 

“ Demokrasiyi bekleyen iki büyük tehlike vardır. Birinci tehlike  çoğunluğun “ Temel hak ve özgürlükleri”  tahrip etmesi, ikinci tehlike  din gibi, ırk gibi,sınıf gibi bazı ölçütleri kullanan bir takım grupların     “ temel hak ve özgürlükleri “ istismar ederek  “ demokratik işleyişi” olanaksız kılmasıdır.”   ( Demokrasiyle yüzleşmek Sf: 47 adlı yapıtı )

Ne yazık ki RTE en sorumlu makamda bulunmasına rağmen, siyasi rant uğruna  etnik siyasetin, ülkemize vereceği zararları hiç düşünmeden pervasızca kullanabilmektedir.  Bu konuda çok çarpıcı bir örneği bilgilerinize sunmak istiyorum.

AKP Milletvekili Prof. Dr. Yusuf Ziya İrbeç 21 Ocak 2011  günü yaptığı bir basın toplantısıyla partisinden istifa etti ve özetle  şunları söyledi:

“ Partinin özellikle iç politikada takip ettiği stratejinin ülkemize getireceği zararlar konusunda endişelerim arttı. Çünkü, takip edilen politikalar ile ülkemin ve milletimin sosyolojik, psikolojik ve coğrafi yönden bölünme sürecine sürüklendiğini üzüntü içinde görmekteyim. … Bu kaygılarıma sebep olan hadiselerin başında, başbakanın her konuşmasında toplumu ayrıştırmaya yönelik  söylemleri gelmektedir. Şöyle ki; Sayın Başbakan 4 Ocak 2011 tarihli grup konuşmasında aynen şu cümleleri kullanmıştır. ( Ama biz, bu ülkedeki tüm etnik unsurları Türk’üyle, Kürt’üyle, Laz’ıyla, Çerkez’iyle, Gürcü’süyle Abaza’sıyla ,Roman’ıyla  aklınıza ne gelirse  hepsiyle… bunlar birer alt kimliktir ve bunlar kesrettir ( bölünme, parçalanma, birbirine düşme) ve vahdette bunları biz topluyoruz.

Sayın Başbakan, bu tür söylemleri, milletimize verdiği zararları hesap etmeden alışkanlık haline getirmiştir. Buna karşın önceki başbakanlardan hiçbiri devlet adamı sıfatı ve ciddiyetiyle, böyle bir söylemi benimsememiştir. Başbakana şahsen şu soruyu yöneltmek istiyorum.

Sizden evvel bu milleti kim böldü de siz bütünleştirmeye çalışıyorsunuz. ?

Ülkemizin anayasal adı Türkiye’dir ve üzerinde vatandaş sıfatı ile yaşayan herkes Türk’tür.Bu bir alt kimlik değildir. Oysa başbakan söylemlerinde milletimizi bütünleştirici bir unsur olan Türklüğü sürekli ve anlaşılmaz bir biçimde alt kimlik haline getirme çabası ve gayreti içindedir.

Vatanın ve milletin bütünlüğü üzerinde hiçbir şekilde parti politikası kabul edilemez. Burada asıl olan, milletin birliğini ve bütünlüğünü korumaktır.”

 Yeniçağ Gazetesi Köşe Yazarı Nuriye Atabey 19 Haziran 2011 tarihli yaz ısında şöyle diyor;  

“Seçim sonuçlarına çoğu insan şaşırdı. Ben de onların şaşırmasına şaşırdım. Kimse TBMM’nin önümde duran fotoğrafını çekmiyor. TBMM’nin yeni dönem fotoğrafı şöyle görünüyor.

Türkçü parti MHP

Kürtçü parti BDP

Alevi partisi CHP ( Başbakan seçim meydanlarında Kılıçdaroğlu’na tamamen Alevi kimliğini hedef alan sözler söyledi. Kim ne söylerse söylesin Anadolu’dan bunun karşılığı geldi.)

Ve Muhafazakar Sünni parti AKP

Tekrar dikkatinizi çekmek istiyorum Türkiye’deki siyaset bu tabloya oturtulmadı mı? Bu tehlikeli tabloyu kimse görmüyor mu ? Türkiye bundan böyle görünen o ki maalesef kimlik siyaseti yapacak.  Bu tablo değişmez ise AKP oy oranını bana göre önümüzdeki seçimlerde de % 50 ve üzerinde tutacaktır. Siyasi aktörler bunları düşünüp siyaset geliştirmelidir.  Aksi taktirde giderek eriyecek olan oy oranlarına engel olamayacaklardır.

 CHP Genel Başkan Yardımcısı Sencer Ayata ise, 25 Mayıs 2010 tarihinde  Canlı Gazete Programına Konuk Oldu ve Şunları söyledi:

Son yıllarda etnik ve dini kimlikler etkin oldu. Önümüzdeki 10-15 yılda kültürel kimlikler değil, sosyo ekonomik kimliklere kayma olacaktır. CHP bu doğrultuda politikalar ağırlık verdiği ölçüde başarılı olacaktır.”

Sayın Ayata 10-15 yıl daha AKP ve benzeri partiler mi ülkemizde iktidar olacak  demek istiyor?

CHP Ne Yapmalı:

Cumhuriyete karşı olan, demokrasinin içini boşaltan bilimdışı, gerçek dışı olan bu duruş, bu yaklaşım karşısında  CHP cumhuriyeti nasıl koruyacak, özgürlükçü demokrasiyi nasıl geliştirecek ?

İnsanımızın kafasındaki yanlış algılar nasıl düzeltilecek?

Yurttaşlarımıza doğrular nasıl ulaştırılacak? Muhafazakarlık nasıl aşılacak?

Varoşları nasıl geri alacağız?

Kitlelerle nasıl bütünleşecek, oyumuzu nasıl çoğaltacağız?

Hangi politikalarla, hangi stratejilerle bu olağandışı koşulların üstesinden geleceğiz.  CHP ne yapıyor, ne yapmalı?

 

  1. 3.TARİHİ MİSYON AÇISINDAN CHP VE PARTİİÇİ DEMOKRASİ Katılımcı, çoğulcu, özgürlükçü, eşitlikçi demokrasiyi ülkemizde  egemen kılmak ve demokrasinin alt yapısı olan cumhuriyeti korumak ve geliştirmek CHP nin birincil görevi ve tarihi misyonudur.

Bu misyonu yerine getirebilmek için CHP nin atacağı en SOMUT ADIM; ÇOĞULCU ÖZGÜRLÜKÇÜ, KATILIMCI, EŞİTLİKÇİ DEMOKRASİYİ ÖNCELİKLE VE İVEDİLİKLE VE EKSİKSİZ OLARAK ÖNCE PARTİ İÇİNDE YAŞAMA GEÇİRMEKTİR. BUNU GERÇEKLEŞTİREMEYEN CHP’ NİN BAŞARILI OLMASI VE ÜLKEMİZDE ÖZGÜRLÜKÇÜ VE EŞİTLİKÇİ DEMOKRASİYE KATKI YAPMASI OLASI DEĞİLDİR.

Genel başkanımız sayın Kemal Kılıçdaroğlu 3 Ocak 2012 tarihinde toplanan Parti Meclisinde “ Demokrasi Raporu “ görüşülürken şunları söylüyor: “ CHP gerçek sosyal demokrat parti olmak yolunda ilerliyor. Sosyal demokrat olmanın birinci koşulu parti içi demokrasidir. Parti içi demokrasi sağlanmadan demokrat olunamayacağını bilmeliyiz.”

Burada hemen belirtmek gerekir ki, ülkemizde CHP elbette tüm partilerden daha özgürlükçü tek partidir. Ancak bu, parti içi demokrasinin tüm boyutlarıyla CHP de işlediğinin göstergesi değildir.

Biz, ne yazık ki yukarıda sözü edilen özgürlükçü demokrasiyi, özgür insanı parti içinde tüm boyutlarıyla yaşama geçirmeyi başarmış değiliz.

3.1.Partiiçi Demokrasinin Temel Koşulları

 

Bu, yeni bir siyaset anlayışını ve kültürünü gerektirir. Bu anlayışın ve kültürün iki önemli ayağı vardır.

1.Partiiçi demokrasiyi yaşama geçirecek yeni bir yapılanma,

2. Özgürlükçü ve eşitlikçi demokrasiyi partide egemen kılacak yeni bir siyaset anlayışı, yaklaşımı ve zihni model yaratma.

Yeni yapılanma tabanın ve ortak aklın ürünü olmalıdır.

Yeni yapı,  tüm örgütün katılımı ve Sivil Toplum Kuruluşlarının, aydınların, medyanın, ilgilenen yurttaşların ve aydınlık toplum kesimlerinin de görüşü alınarak ortak aklın ürünü olmalıdır.

Atatürk’ün 1920’lerde CHP ni kurarken, yeni tüzük ve programı hazırlamadan önce üç ay süreyle ANADOLU’yu dolaşarak halkla bütünleşmesi, halkın nabzını tutması, basının ve aydın çevrelerin görüşünü alması bize ışık olmalıdır.

3.2.          CHP bir üye partisidir ve parti içi demokrasi de nitelikli üyelerle gerçekleşir;

Örgütlenme ve örgüt yönetiminden sorumlu genel başkan yardımcısı NİHAT MATKAP Mersin CHP örgütünde yaptığı toplantıda şöyle diyor “ Birinci hedefimiz üye yapımızı sağlıklı hale getirmektir. Aidatını ödeyen, parti içi eğitimden geçmiş, sorgulayan, müdahale eden üyelere ihtiyacımız vardır. Üyenin niteliği sayısından daha önemlidir.”

Vurgulandığı gibi üye, partinin temelidir, özüdür, canıdır, kanıdır, gerçek sahibidir; parti içinde her şeyin belirleyicisidir. Demokratik yapılanmanın en önemli öğesidir. C HP’lilik bir yaşam biçimidir. CHP üyesi farklılığının farkında olmalıdır. Üye güçlüyse parti yerel örgütlerde de, genel merkezde de güçlüdür. Ancak, üye partisi olmanın yolu ciddi, bilinçli bir eğitimden, üyelerin toplumun en uç noktalarına kadar tüm yaşam alanlarında örgütlenmesinden geçer. En uç noktalara kadar örgütlenen üyenin öncelikle işlevi, halkı örgütleme bilincine ve özverisine ulaştırmaktır.  CHP’ üyesi örgütlü ve güçlü olmanın yalnızca partiye üye olarak katılmak olmadığını bilir. Önemli olanın parti görevlerine katılmak, aktif üye-etkin yurttaş olmaktır.

 Yeni parti yapılanmasının ve anlayışının en önemli öğesi etkin yurttaş-aktif üye anlayışıdır.  Aktif üye anlayışı yerel merkezli siyasetin dinamiğidir.

İşte bu noktada CHP nin eğitimden geçmiş donanımlı, yenilikçi, örgütleyici, sorun çözme potansiyeli yüksek, haklarının ve sorumluluklarının bilincinde olan,  kurtarıcılar beklemenin çözüm olmadığını bilen aktif üyeler yerel merkezli siyasetin öncüleri olacaklardır. Aktif birey anlayışının gelişmesi parti içinde olduğu kadar ülkemizde de demokrasinin gelişmesi için ön koşuldur. Ayrıca, böyle aktif, üretici bir yerel örgütlenmesi olan CHP’ nin tabanda üretilen düşünce ve projeleri genel merkezin üreteceği stratejilere de katkı sağlayacaktır.                                                                                     

Özetle, CHP üyeleri yeterince donatılmadan, aydınlanmadan, yeni açılımın heyecanını duymadan, en uç noktalara kadar örgütlenerek kitlelerle bütünleşmeden, onları etkilemesi ve desteğini alması olası değildir.

3.3.          Partinin Yaşam Alanlarında Var Olmasının Temel Koşulu  ((ÖRGÜTLENME )

Dünyanın hiçbir yerinde ve zaman diliminde örgütlenmeden, Çağrılarla, demeçlerle, söylevlerle mitinglerle, yürüyüşlerle hiçbir halk uyanmamıştır, gerçeği görememiştir, sorunlarını çözememiştir.

İnsanlık tarihi örgütlü mücadelelerin tarihidir. Bu süreçte örgütlü olanlar hep kazanmış, örgütsüz olanlar hep kaybetmiştir. Örneğin:

3.3.1.Tarihi Gelişim Bağlamında Halk Örgütlenmeleri, Cemaat Örgütlenmeleri ve Sivil Toplum Kuruluşları

ü Ulusal Kurtuluş Savaşı Halk Örgütlenmesinin başarısıdır.

Turgut ÖZAKMAN’ın “Çılgın Türkler” kitabında çok çarpıcı biçimde vurgulandığı gibi ulusal kurtuluş savaşının başarılmasında halkın örgütlenmesinin ve katılımının çok büyük bir payı vardır. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i hukuk cemiyetleriyle somutlanan halk örgütlenmesi ve diğer sivil insiyatiflerle Anadolu tüm varlığıyla devreye girmiştir. Bu savaş Kuvay-ı Milliyesi ile Müdafaa-i Hukuku ile, Reddi İlhak cemiyetleriyle, halkın her alanda ve aşamada geniş katılımı ile, sürekli işleyen iletişim zinciriyle  tam bir halk savaşıdır. Bu savaşta:

  • Cami cemaatleri devredeydi, İnebolu’ya İstanbul’dan gemi ile gelen silahları boşaltıyor ve Anadolu’ ya gönderiyorlardı.
  • Kadınların kurduğu milli gruplar ( Kara Fatma Çetesi 43 süvari kadın) İnönü savaşlarında destanlar yazıyordu.
  • İstanbul’daki örgütler ağı; gizli örgütler,çeşitli gruplar,dayanışma birlikleri, loncalar, dernekler, hücreler sürekli çalışıyor, İstanbul’daki depolardan Anadolu’ya silah, cephane, askeri araç ve gereç taşıyorlar, Anadolu’ya geçmek isteyenlere yardımcı oluyor, topladıkları haberleri  merkeze ulaştırıyorlardı. 

ü Latin Amerika’da Halkın ve Din Adamlarının Örgütlenmesi Başarı Getirmektedir.

VENEZUELLA’DA CHAVEZ; Partinin ve işçi sendikalarının güçlü örgütleri yanında, mahalle dernekleriyle, gecekondulardaki halk komiteleri ile halkın gücünü arkasına alarak başarıya ulaşmıştır.

Güney Amerika’da  Brezilya’da, Bolivya’da, Arjantin’de  liderlerin arkasında  örgütlü, güçlü bir kitlesel hareket vardır. Sendikaların, mahalle komitelerinin, topraksızların, kır emekçilerinin  yıllardır direnerek oluşturduğu bir örgütsel ağ vardır. Bu ağ kitle hareketlerini canlı tutarak liderlerini devamlı iktidarda tutmaktadır.

Unutulmamalıdır ki; Latin Amerika’da kilise halktan yana tavır almakta ve halkı örgütlemektedir. Çünkü Latin Amerika’da ezilenlerden, yoksullardan yana özgürlükçü bir din anlayışı egemendir. Bunun dışa vurumuna “ Kurtuluş Teolojisi” deniyor. Kurtuluş teolojisinin en önemli özelliklerinden biri sosyal örgütlenmelerdir. Bu teori aşağıdan yukarı doğru bir örgütlenme modelini önerir. Mayıs 2007 de Brezilya’da kurtuluş teolojisini savunan 80.000 küçük toplumsal mekanizma bulunuyordu. Venezuella’da Hugo CHavez’e ikonlarda İSA, azize resimlerinin yanında yer veriliyordu. Paraguvay’da ise yeni seçilen başkan Lugo, bir din adamıdır.

Kilise ve din adamları solu, sosyal demokrasiyi, özgürlükleri, yoksulları destekliyor, bu amaçla örgütleniyor, halkı örgütlenmesine büyük katkı veriyor.

Latin Amerika’nın bu yaygın örgütlenmesinden çıkarılacak dersler vardır.

ü G.Afrika’da Mandella’nın,Hindistan’da M.Gandi’nin başarısının temelinde halk örgütlenmesi vardır.

GÜNEY AFRİKA’YA eşitlikçi, özgürlükçü demokrasiyi getiren, ırkçı ayırımcılığa karşı mücadele eden  ve başaran siyahi önder  MANDELLA’nın başarısının arkasında güçlü bir sendikal örgütlenme, gecekondularda özgürce seçilmiş ve halkı her an eyleme katabilen yönetim komiteleri, yurt dışında birçok ülkede ofisleri bulunuyordu.

İngiliz’lere karşı mücadele ederek HİNDİSTAN’nın bağımsızlığını kuran M. GANDİ’ nin başarısı KONGRE PARTİsini yeniden düzenleyerek TÜM YAŞAM ALANLARINDA en küçük birimlere kadar ulaşan etkili bir kitle örgütlenmesi oluşturmasıdır. Halkıyla öylesine bütünleşen bir liderdi ki; Çalışmaları nedeniyle tutuklanınca  yüz binler  hapishane ve karakolların önünde  sürekli protesto gösterisi yaptı. Bunun üzerine mahkeme GANDİ’yi  isteksizce bırakmak zorunda kaldı.

ü Tarikat ve Cemaatların Gücü Örgütlenmeden geliyor.

Günümüzde MAFYA, TARİKAT; CEMAAT örgütlenmelerinin, kurumları ve devleti ele geçirdiklerine ilişkin birçok örnek verilebilir. Örneğin; bugün Türkiye’yi cemaatlerin yönettiği ve iktidarın gücünün arkasında tarikatların ve cemaatlerin olduğu sürekli gündemdedir.  Fettullah cemaati İktidara destek veren en güçlü cemaattir. Gücünü, yaygın örgütlenmesinden almaktadır. Cemaat örgütlenmesinin üç ayağı vardır.

  • Eğitimde örgütlenme: Eğitim-öğretim cemaatin stratejik merkezindedir. ( Türkiye’de ilk kurulan öğretmenler vakfı, Akyazılı orta ve yüksek eğitim vakfı, Eğitim, öğretim kurumları, yurtlar, dersaneler, ışık evleri.vb)
  • Finans alanında örgütlenme: Bankalar: Asya Finans, Sigortacılık: Işık Sigorta ( 30 Şube)
  • Medya alanında örgütlenme: Türkiye gazeteciler ve yazarlar vakfı, dergiler, gazeteler “ zaman, sızıntı vb.” TV kanalları “ Samanyolu vb.

Örnekleri daha da çoğaltabiliriz.

Örgütsüz insan ne kadar donanımlı olursa olsun yalnızdır ve güçsüz insandır. Kendi gibi düşünenlerle birleşmeyen adam düşüncelerini gerçekleştirme bakımından hemen hiçbir şeye sahip olamayan adamdır. Kişiler ne denli bilinçli ve cesur olurlarsa olsunlar parti örgütlenmesi içine girmeden, yani örgütlenmeden toplum içinde bir güç oluşturamazlar.

ü Sivil Toplum Kuruluşlarıyla İlişkiler ve Örgütler Ağı Başarıda Önemli Bir Etkendir.

Siyasal partilerin kitlelere yönelik olarak yalnız kendi örgütlenmeleri ve çalışmaları yetmez. Partinin kitlelere yayılmasında ve halkla bütünleşmesinde STK nın önemli bir yeri vardır. Bu nedenle parti üyeleri STK larının içinde bulunmalı ve görev almalıdırlar.

Parti çok sayıda örgütle ilişki içinde olmalı ve bir ÖRGÜTLER AĞI oluşturmalıdır.

      Örgütten sorumlu genel başkan yardımcısı NİHAT MATKAP örgütlenme konusunda şunları söylüyor:

“ CHP’ nin başarısı ÖRGÜTLENME stratejisinin başarısından geçer. CHP nin AKTİF kadroları % 10 seviyesinde olup, %90 nı pasiftir. Biz örgütlenme stratejisini doğru kurabilirsek, aktif kadroların oranını arttırabiliriz. Onların alana inmesi çok şeyi değiştirir. “ 17.10.2011 basından” Yine NİHAT MATKAP 14 Ocak 2012 de Yeni mahallede yapılan parti toplantısında örgütlenme ile ilgili şu vurguları yapıyor,” Örgütün görevi, yaşadıkları sorumluluk alanında ilçede, ilde o ilçenin ekonomik ve sosyal acıdan gelişmesi adına düşünen, tartışan, proje üreten örgütler olmasıdır. İyi günde, kötü günde insanların yardımına koşan örgütler olmasıdır.  Yoksul öğrencilere burs temin eden kuruluşlarla işbirliği yapmasıdır. Daha güzel bir çevre yaratmak için kafa yoran örgüt olmasıdır.

Örgütler sadece kimin milletvekili olacağıyla, kimin belediye başkanı, yahut kimin belediye meclis üyesi olacağıyla meşgul olan örgütler olmamalı. BU ALGIYI BÜTÜNÜYLE YIKACAĞIZ. Bu örgütlenme anlayışımızı değiştirmezsek % 25 lerde, % 26 da kalırız. Biz % 40 lık CHP istiyoruz.”

Çağımızın gerçeği şudur; Partileşen ve örgütlenen kişi birey olmaktan çıkıp toplumsal gücün öznesi olur. Çağdaş insan olmanın yolu bireyselleşmek değil, bireyciliği aşıp toplumsal güç olmak yani örgütlenerek siyasallaşmaktır.

Artık Türkiye’de gün Atatürkçülerin, yurtseverlerin, ulusalcıların örgütlenme günüdür. Birey olmanın, bireyci olmanın bizim için anlamı yoktur. Tüm yaşam alanlarında birliktelikler, dinamikler yaratmalıyız.

3.3.2. Yaşam Alanlarında Nasıl Örgütleneceğiz                                  

Tüm yaşam alanlarını ve işyerlerini kapsayan bir örgütlenme esas alınmalıdır. Bu örgütlenme en uçtaki yerelliklere kadar uzanan bir örgütlenmeyle ülkeyi kapsayan ve birimler arası yatay ve dikey etkilenmeye olanak veren bir örgütlenme ve yapı olacaktır. Böyle bir örgütlenme halk kesimleriyle yüz yüze gelebilmenin en etkin yoludur.

Yaşam alanlarındaki yerel örgütler mahalle, sokak, işyeri, site bazında  ve selam mesafesindeki yurttaşlarca oluşturulacaktır. Yani yerel örgütlenmeler, bireylerin çevrelerini ve o çevredeki insanları tanıyabilecekleri büyüklükteki yerlerden, sokaklardan başlayacaktır. Parti örgütü yüzlerce, binlerce küçük birimin toplamı bir örgütler ağı olacaktır. Almanya’da Sosyal demokrat parti ( SPD ) de küçük birimlerin sayısı 12.500 dür. Bu 12.500 birimin haberi olmadan SPD hiçbir ciddi konuda karar alamaz. Sosyal demokrat partilerde olması gereken de budur. Portekiz’de küçük birimlerin sayısı 4000 dir. Bizde ise 40.000 ve 50.000 nüfuslu mahallelerde bir tek mahalle temsilcisi bulunmaktadır. CHP bu yanlışlığı kurultaylar sonrası mutlaka aşmalı ve sokak örgütlenmelerine hızla başlamalıdır.

3.3.3.Sokak Örgütlenmesinin nedenleri ve Sokak Çalışma Örnekleri

Sokak, günlük yaşamları doğrudan etkileyen belki de hiç farkında olunmayan bir dizi olgunun şekillendiği bir alandır. Sokak aydınlatılmasından, yürünebilir kaldırımlardan, nefes alınabilecek yeşil alanlardan, araçları park edecek yerlere, sağlık olanaklarından, çocukların oyun alanlarına ve güvenliğe kadar birçok alana uzanan yığınla etkinliğin gerçekleşme mekânıdır. Söz konusu etkinlerin tümü sokaktaki ortak yaşamın parçalarıdır. Sokakta yaşayan bireylerin-yurttaşların günlük yaşamlarını doğrudan etkileyen bu mekana sahip çıkmaları, yaşadıkları sokağı daha yaşanabilir kılmaları demokrasinin gelişmesi açısından bir başlangıç noktası olarak önem taşımaktadır.

Sokağında sivil toplumu geliştirememiş demokrasinin gereklerini içselleştirememiş bireylerin daha büyük yaşam alanlarına MAHALELERİNE, KENTLERİNE, ÜLKELERİNE sahip çıkmaları olanaklı değildir.

Özellikle varoşlarda güçlenen cemaatlerin-tarikatların etkisini kırmanın ve yanlış algıları düzeltmenin de biricik yolu sokaklara sahip çıkmaktır. 

Bu konuda CHP nin eski genel sekreteri Tarhan Erdem  “ Tıkanan Siyaset “ adlı yapıtında şöyle diyor; “  Bizim örgütlenmemizin esas meselesi, esas düşünmemiz gereken, halkla birlikte nasıl siyaset yapacağımızdır. Yeni yapılanmanın özü budur. Tüzük konuşulurken bunu konuşmalıyız.  CHP lilerin, hepimizin sıkıntılarının temelinde organizasyon ve ilişkiler sorunu  yakmaktadır. CHP MESELEYİ NET GÖREMEZSE BİR YERE VARAMAZ.”

 Yaşam Alanları  “ sokak” larda  Ne Gibi Çalışmalar Yapacağız.

( sokakta yaşayanları tanımak ve dinamik envanter çıkarmak)

Siyasi partilerin öncelikli görevi, yaşam alanlarının koşullarını bilmek, haklarını savunacakları sorunlarını çözecekleri kitleyi tanımaktır. Toplumu yeterince tanımayan bir partinin kitlelerle bağ kurması, onlara güven vermesi olası değildir. Parti kadrolarının çok bilgili ya da okumuş olmaları değil, kitlelerle kaynaşmış ve sıcak bağlar kurmuş olmaları önemlidir. Partinin gerçek gücünü bu bağın nitelik ve yoğunluğu belirler. Bu nedenle çözümleri uzmanlardan ve yöneticilerden bekleme yanlışına düşmemeliyiz. Elbette onlardan da yararlanmalıyız ama sorunların çözümlerini yaşam alanlarında, sorunları yaşayan insanlarla birlikte üreteceğiz.

Kurtuluş savaşından hemen sonra 19 Ocak 1923 de İzmit’te M.Kemal Atatürk şöyle diyor; “ Bu ülkede çok okumuş, çokbilmiş, çok iyi düşünen bir takım insanlar vardır. Ama neyi bilmiş efendiler. Bir takım teoriyi bilmiş,dünyayı tanımış,bilmiş. Neyi bilmemiş efendiler, kendini bilmemiş,hayatın gerçeklerini bilmemiş, yaşamak için gerekenleri bilmemiş, kendi ulusunun tarihini bilmemiş. Bu ülkede çalışmak isteyenler, bu ülkeyi yönetmek isteyenler ülkenin içine girmeli, milletle ayni  koşullar içinde yaşamalı ki ne yapmak gerektiğini ciddi olarak hissetsin. “

Bu nedenle, yaşam alanlarının “ Sokak”ın çok yönlü dinamik envanteri çıkarılmalıdır.

 Sokağın ve Sokakta Yaşayanların  Dinamik Envanteri:

  1. a)Sokak envanteri orada yaşayanların tarihini, geleneğini, istem ve önceliklerini, kültür yapılarını, değer yargılarını, İnsan kaynaklarını, siyasal ve ekonomik yapılarını yansıtmalıdır.

ü Sosyal, ekonomik ve demografik bağlamda o yaşam alanında  yaşayanların meslek dağılımı ( Kamu işçi, esnaf, tüccar,işsiz),

ü Yoksullar,yardıma muhtaçlar,sürekli hastalığı olanlar,yaşlılar, engelliler. Gençler,çocuk nüfus, İlköğretim,lise ve üniversitede okuyan öğrenci sayıları, öğrenci evleri ve yurtlar, buralarda kalan öğrenci sayıları,

ü Sosyal güvenliği olanlar ve sosyal güvenlikleri olmayanlar, yeşil kartlılar,

ü Konut sayıları “ev sahibi ve kiracı olanlar” kahve sayıları, cami ve ibadet yerleri,

ü Ve her konuda var olan, acil çözüm bekleyen sorunları saptanmalıdır.

  1. b)Saptanan sorunlar öncelik sırasına konulmalıdır. Bu sorunların çözümüne katkı için sokakta oturan gönüllü çalışacak insanlar bulunmalı ve çalışma grupları oluşturulmalıdır.
  2. c)Bu bağlamda halk kesimlerinin örgütlü yapılarıyla işbirliği ve ortak çalışmalar gerçekleştirilmeli ( sendikalar, odalar, STK , vakıflar,ve ortak projeler üreterek  uygulamaya konulmalıdır.  Çünkü  Sönmez Targan’ın  söylediği gibi “  Partiler siyaset yaşamının atar damarları ise , sivil örgütler de kılcal damarlarıdır” .Gene  Sönmez Targan’ın  Cumhuriyet gazetesindeki yazısında vurguladığı gibi “ SOL PARTİLER SALT İKTİDAR OLMAK İÇİN  DEĞİL, YAŞAMI DA ÖRGÜTLEMEK İÇİN VAR OLMALIDIR.”

Sokak Envanteri Siyasal bağlamda o yaşam alanında durumu da göstermelidir. Şöyle ki:

ü Sokaktaki seçmen sayıları ne kadardır ?

ü Önceki seçimlerde oy kullananların ve kullanmayanların sayıları ne kadardır?  Oy kullanmayanlar neden oy kullanmamıştır.?

ü Seçimlerde ilk kez oy kullanacak yeni seçmenler kaç kişidir. İşleri ve eğitim durumları nedir ?

ü Sokaktaki sandık sayıları ne kadardır. Her sandıkta CHP ve diğer partiler ne kadar oy almışlardır.

Bu noktada özellikle son yıllarda seçmen sayısı çok olan kenar mahallerde CHP’nin oyları azalmakta, AKP nin oyları ise giderek artmaktadır.  Örneğin Eskişehir’de; Emek,Esentepe,Çamlıca,Fevzi Çakmak,Erenköy, 71 Evler mahallerinin sakinleri kırsaldan gelen eğitim düzeyi düşük yoksul kesim insanlarıdır. Bunların CHP nin doğal tabanı olması gerekirken neden AKP ye yönelmektedir. CHP şimdiden varoşları merkez alan, oradan kent merkezine inen bir strateji izleyemez mi ? Bu mahallerdeki  ve sokaklardaki dinamikler bu konuda öneriler geliştirip CHP ni uyaramaz mı ?

Vurgulamalıyız ki; Varoşlara kırsaldan gelen etnik, dini ve kültürel kimlikleriyle kente egemen olan bu insanlar, ülkemiz ve CHP açısından yaşamsal önemdedir. Bu iç göç ve kırılmayı anlamadan siyaset yapılması, geleceğe ilişkin projeler üretilmesi olanaklı değildir. Türkiye’nin siyasal iktidarını varoşların iktidarın da görmeliyiz ve değerlendirmeliyiz. Çünkü: varoşlarda,köyden kopmuş,kentlileşememiş, adeta topluma yabancılaşmış bir gençlik vardır.  CHP bu gençliği kucaklamalı, oralardaki  çalışma birimlerinin içine alarak  partinin dinamiklerini  yaratmalıdır. O dinamikler olmadan  CHP nin oylarını arttırması ve başarılı olması olası değildir.

Bu bağlamda şunlar yapılabilir:

  • Sokak örgütlenme modeli  nüfusu 5000 i geçmeyen mahallelerde, mahalle bazında uygulanabilir.
  • Ayrıca  Emek,Çamlıca, Esentepe mahalleleri  gibi  nüfusu çok fazla olan mahallelerde, mahalle 5000 er nüfuslu bölgelere ayrılarak örgütlenme çalışmaları yapılabilir.
  • Örgütlenmelerin izlenmesi, eşgüdümü ve çıkabilecek sorunların çözümü için illerde profesyonel bir kadro istihdamı çok yararlı olabilir.
  • Sokakların dinamik envanteri birleştirilerek, mahallenin envanteri oluşturulabilir.
  • Partimizin her sokakta üyesi olmayabilir. Bu durumda, yeterli üyemizin olduğu sokaklardan uygulamaya başlanabilir.
  • Sosyal demokrat bir partide mahalleyi bırakınız, sokaklardaki üyeler birbirini tanımıyorsa, kucaklaşmıyorsa; o partide kararların aşağıdan yukarıya doğru oluşması ve partinin halkla kucaklaşması, bütünleşmesi çok zordur. CHP ne yazık ki genellikle bu durumdadır.

 

3.3.4.Partisel Örgütlenmenin Olmazsa Olmazları ( Eğitim ve İletişim)

ü Partiiçi Eğitimin İlkeleri, Yöntemleri ve Amaçları:

Tüzüğümüzün 83. Maddesinde ve 12 ekim 2011 tarihinde, eğitimden sorumlu genel başkan yardımcısı Perihan SARI ve genel sekreter Bihlul Tamaylıgil imzasıyla örgüte gönderilen genelgede; Parti içi eğitimin amaçları şöyle ifade ediliyor. “Partililerimizin;

  • Siyasal davranışları,
  • Parti işleyişi
  • Toplumsal sorunlara yaklaşım anlayışı,
  • Parti ilkeleri, programı
  • Yetkili organların kararları ve politikaları ile ilgili olarak düzenli ve programlı bir EĞİTİMDEN GEÇMELERİ ÖNGÖRÜLMEKTEDİR.

Tüzükte ve Genelgedeki Hedeflerin ve Görevlerin Açılımını ve somutlaştırılmasını şu şekilde değerlendiriyoruz;

ü Üyelerin ve Yöneticilerin Bilgilendirilmesi ve Donatılması;

Dünya bilgi çağını yaşamaktadır. Toplumsal düzen bilgi temelleri üzerinde yükselmektedir. Sanayisinden, ticaretine, tarımına, politikasına, eğitimine kadar tüm alanlarda BİLGİ, üretimin gerçekleşmesi için en önemli girdi-araç-ham maddedir. Yani bilgi gereği gibi kullanılmaz ve üretime dönüşmezse, Atatürk’ün dediği gibi kafalarda süs olarak kalmaktadır.

Bu bağlamda, siyaseti bilgiye dayalı üretimlerle, analizlerle yapmaz, alışkanlıklarımızla sürdürmeye devam edersek başarılı olmamız olanaklı değildir.

Bu Yaklaşımla; Parti İçi Eğitimde bilginin siyaset üretimi için kullanılması demek;

  • Yaşam alanlarında halkla bütünleşmektir.
  • Partinin örgütlenmesi ve halkı örgütleme konusundaki teknikleri öğrenmek ve yaşam alanlarında uygulamaktır.
  • Yaşam alanlarının sorunlarıyla ilgili ( mahalle, sokak ) çözümler üretmektir.
    • İletişim teknikleri ve insan ilişkileri konusunda donanmakpartinin tanıtılması, etkin propaganda, toplumu okumak Vb.) bu bilgi ve donanımı yaşam alanlarına aktarmaktır..
    • Toplantı yönetimi, beyin fırtınası, eleştiri, özeleştiri konularında bilgilenmek ve öğrenilenleri yaşam alanlarında pratiğe yansıtmaktır.
    • Varoşlarda “ kenar Mahallelerde” AKP nin gücünü nasıl kırabiliriz ve varoşları “ doğal tabanımızı” nasıl geri alabiliriz konusunda araştırmalar incelemeler yapmak. Elde edilen bulgular doğrultusunda programlar geliştirmektir, varoşlardaki dinamiklerle birlikte çalışmalar yapmaktır.
    • Yaşam alanının (mahalle, sokak) envanterini çıkarmak ve envanterdeki verilere dayanarak projeler, programlar üretmek ve uygulamaktır.
    • Yaşam alanlarında ( mahalle, bölge) çocuk ve gençlik kulüpleri, YAZ okulları açılması için belediyelerle ve STK la işbirliği yapmaktır.

ü Üyelerin Siyasal Eğitim  ( CHP’yi özümsemek)

  • CHP’nin kuruluşu ve kimliğini
  • CHP’nin ideolojik özünü
  • CHP üyelerinin hakları ve görevlerini
  • CHP’nin örgüt yapısını
  • Çağdaş siyaset kültürü ve sosyal demokrasiyi
  • Türkiye’deki siyasi partiler ve özelliklerini ( Özellikle AKP )
  • CHP nin seçim örgütlenmesini
  • Partinin sandık görevlilerinin işlevini
  • Yaşam alanlarında CHP’nin ve diğer partilerin aldığı oyların dökümünü, karşılaştırılmasını, değerlendirilmesini ve ne yapılabileceğini öğrenmek içselleştirmek ve gerekli mekânlarda, platformlarda kullanmaktır.

ü Yaşam Alanlarında Örgütlenmenin Eğitimi:

  • Örgütlenme sokaklardan başlayacak ve sokaklarda parti dinamikleri ve çekirdek kadrolar oluşturulacaktır.
  • Sokaklardaki dinamik aktif üyeler bir araya gelerek mahalle meclislerini oluşturacaklardır
  • Mahalle meclisleri belli aralıklarla toplanarak mahallenin sorunlarını, çözümlerini tartışacak, partinin güçlenmesi için öneriler ve projeler geliştirecek, çalışma grupları oluşturacaktır. Ayrıntılar yönetimlerce hazırlanacak yönergeyle belirlenecektir.
  • Yaşam alanlarında yapılacak tüm çalışmalarda STK larla işbirliği yapılacaktır.
  • Gerekirse mahallede yasal kooperatifler ve dernekler kurulacaktır.
    • Yaşam alanlarında varsa, belediyelerin belde evlerinde ortak projeler ve etkinlikler yapılacaktır.
    • Yaşam alanlarındaki kahveler ve ibadet yerleriyle ilgilenilecektir. Kahvelerde kitaplık köşesi kurulması düşünülecek ve kahvelere günlük gazeteler sağlanması için çalışılacaktır.

ü Aydınlanma ve Yanlış Algıları Düzeltme Eğitimi ( Algıları Yönetmek)

  • İnsan davranışlarını yönlendiren, etkileyen algılarımızdır. Nasıl algılamışsak öyle karar veririz. Mevlana diyor ki; “ Siz ne anlatırsanız anlatın,insanlar sözlerinizi anlayabilecekleri miktarda, anlamak istedikleri ölçüde ve kendi ihtiyaçlarının karşılığı kadar anlayacaktır.”  Algılar, dünyayı ve nesneleri bize yansıyan, iletilen şekliyle yorumlamamız sonucu oluşur. O nedenle, iletişimi yönetmek algılamayı yönetmektir. “algılama yönetimi” iletişimin beynidir.

İletişim mekanizmalarını iyi kullananlar, toplumu iyi tanıyanlar, toplumun değerlerini, beklentilerini ve kültürel kodlarını dikkate alanlar kitlelere egemen olurlar, kamuoyunu yanlarına alırlar.

Ne var ki toplumumuz yandaş kitle iletişim araçlarının ve iktidarın ürettiği doğru olmayan kirli bilgilerin sürekli bombardımanı altında yanlış kararlar vermeye yönlendirilmektedir.

  • Doğru kararlar doğru bilgilere ulaşmakla olasıdır. Bize düşen yanlış algıları doğru bilgilerle değiştirmek, denetim altına almak ve sürdürülebilirliğini sağlamaktır. Bu nedenle tüm yaşam alanlarındaki dinamikler toplumu kirli bilgilerden arındırmak için bir çabanın içinde olacak, bu konuda projeler geliştireceklerdir.

İletişimci M.Heidgger’in dediği gibi “ Modern çağda var olmak algılamaktır.”

  • Cumhuriyetin değerleri, Atatürk’ün akıl ve bilime dayalı ilkeleri yok olursa Türkiye Cumhuriyeti yıkılır. O nedenle her platformda cumhuriyet değerlerinin ifadesi olan çalışmalar, hizmet ve proje üretimleri gündemimiz olmalıdır. Bir düşünürün dediği gibi, “ Bir fikir kitlelere mal edilirse o fikir atom bombasından daha etkilidir. “ özdeyişi rehberimiz olmalıdır.

Sonuç olarak diyebiliriz ki; Hedefimiz, CHP li üye ve yöneticilerin parti içi eğitim konularında bilgi çağının gereği olan  yeni bir yaklaşım ve zihni modeli benimsemelerine katkı vermek, CHP nin gerçek kimliğini ve diğer partilerden farkını öne çıkarmaktır.

ü Parti içi İletişim Eğitimi ve Eskişehir Örneği:

Sağlıklı iletişim kanallarıyla kitlelere, partinin tüm hücrelerine mesajlar,bilgiler süratle ve sürekli olarak ulaşmalıdır. Üyelerden ve görevlilerden de partiye öneriler, talepler, değerlendirmeler akmalıdır.

İletişim kanalları sürekli açık ve işler olmalıdır.

En etkili iletişim yüz yüze evlerde, iş yerlerinde ve yaşam alanlarında yapılandır.

Bunun dışında, çeşitli bildiriler, bültenler, afişler, basına verilen demeçler, açıklamalar, çeşitli eylemler, yaşam alanlarında açık, kapalı  toplantılar, il ve ilçe merkezlerinde yapılan pazar toplantıları, bölge toplantıları, danışma kurulu toplantıları vb üyelerle ve kitlelerle iletişimi sağlayan araçlar ve mekanizmalardan bazılarıdır.

İletişim kanalları yeterince işlemezse, partinin hücreleri beslenemez, kansız kalır ve partide kireçlenme, hantallaşma başlar. İletişim kanalları iyi işlerse, hücreler iyi beslenirse parti kitleler içinde itici güç oluşturur.

M.Kemal iletişimin yaşamsal önemini bildiği için kurtuluş savaşının ilk günlerinde ANADOLU AJANSInı kurmuş ve Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i hukuk örgütlerinde etkili biçimde kullanmıştır.

Anadolu Ajansı savaş süresince Anadolu’nun her yerinde camilere ve kahvelere tek sayfalık bültenler astırarak olup bitenleri halka duyurmuştur. Ayrıca Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk cemiyetleri şubelerine talimat vererek bucak ve köylere gidilerek gelişmelerin halka anlatılmasını sağlamıştır.  

  • Eskişehir Örneği: Dört ayak üzerine oturan bu eğitim modeli, üretim içinde eğitimdir. Ya da üretim için eğitimdir. Halkevleri ve Köy Enstitülerinden esinlenilmiştir. Özellikle de Köy Enstitülerinde ki  “ yapılandırmacı Eğitim” çalışmalarımızın dinamiği olmuştur.  

Eskişehir’de 2002 yılında Sevgi Akmen’in il başkanı olduğu dönemde,iki pilot mahallede  ( 75. Yıl ve Göztepe ) uygulanmış ve başarılı sonuçlar alınmıştır. Uygulama süreci ve sonuçları bir kitapçık halinde bastırılarak yönetimlere de sunulmuştur. Kitapçığın adı içeriğini de yansıtmaktadır.  (Halkla Birlikte Çözüm Odaklı Eğitim ) Sevgi Akmen il başkanlığından ayrılınca da projenin uygulanmasına devam edilmemiştir.

Pilot bölgelerde parti üyelerinin eğitimi mahallelerde uygun mekanlarda yapılmıştır. Bu çalışmada üyelerin tanışması, kaynaşması, parti ideolojisini ve çevrenin sorunlarını tartışması, çözümler üretmesi, yaşam alanında anketler ve envanter çalışmaları yapılması beklenin ötesinde heyecan ve güzellikler yaratmıştır.

3.4.Parti içi Demokrasi Açısından Özgürlük ve Eşitlik:

 Parti içi demokrasinin tüm boyutlarıyla yaşama geçebilmesi için;

Çoğulculuk, katılımcılık, örgütlenme, aktif birey yetmez, bunları tamamlayan  ÖZGÜRLÜK ve EŞİTLİK parti içinde uygulamaya geçmelidir.

Demokrasinin asıl öğesi  “ÖZGÜR insan” dır. Özgür olmayan bireyin gerçek anlamda seçme yeterliği olamaz. Temel amacımız bireyi özgürleştirmektir. Özgürlüklerin ve eşitliğin özü insan haklarıdır.

  • Özgürlük, insan kişiliğinin, yaratıcılığının, yeteneklerinin engelsiz ve sürekli gelişmesi için ön koşuldur.
  • Özgürlük, farklılıkların ifade edilmesi ve alışılmışın aşılmasıdır.
  • Özgürlük insanın kendisini aşabileceği koşulların var olmasıdır.

       Sözünü ettiğimiz eşitlik, soyut fırsat eşitliği değildir. Koşulların eşitlenmesidir. Sosyal demokrasinin eşitlik anlayışını farklı kılan budur. Toplum yaşamında fırsat eşitliğinin koşulları devlet tarafından, parti içinde de yönetimler tarafından düzenlenmelidir.

CHP programı ve tüzüğü şöyle diyor; “ Doğuştan gelen temel hak ve özgürlüklerden herkes eşit olarak yararlanmalıdır. (Haber alma, bilgilenme, savunma, yönetime katılma, örgütlenme, çalışma vb)

3.4.1-CHP’nin parti örgütlenmesinde ki yetersizlikler ve olumsuzluklar:

Özgürlük ve eşitlik kavramı içinde ifade edilenlerin hiçbiri parti içinde yeterince yaşama geçmiyor demek yanlış olmaz.

Ya yönetim anlayışı ve siyaseti algılama biçimi buna engel oluyor.  Ya da yönetimlerde ki bireyler kişisel amaçları için özgürlükleri ve eşitliği engelliyorlar.

Böylece, partiiçi yarışmalarda partinin tüm olanakları yönetimde olanlardan yana işletiliyor.

Örneğin;

  • Bilgiye Ulaşmada Eşitlik yoktur

 CHP tüzüğü diyor ki;  Parti üyelerinin her türlü bilgiye ulaşması, parti yönetimi tarafından güvence altına alınır. Oysa CHP’de uygulama bunun tam tersidir. Şöyle ki:

ü Muhalif gruplar ve üyeler partinin üye listelerine ulaşamazlar.

ü Bir üyenin kendi mahallesinin üye listesini alması kolay değildir.

ü Mahalle ve sandık bazında seçim sonuçları isteyen üyelere verilmez

Bu kısıtlamanın sonucu olarak üye listelerini ve seçim sonuçlarını  cumhuriyet  başsavcılığından  ve Türkiye İstatistik Kurumundan  sağlamaya çalışan üyelerimizin sayısı hiç de  az değildir.

  • Parti İçinde Bireyler ve Gruplar Arasında Yarışma ve Girişim Koşulları Adaletli ve Eşit Değildir: Örneğin;

ü Yönetimde olan grup, rahatlıkla birçok köye merkezden ve kendilerini destekleyecek üyelerden delege atayabilmektedir.  Bu, o köydeki  parti üyelerimiz tarafından tepkiyle karşılanmaktadır..

ü Yönetimdeki grup, delege seçimlerini kaybedeceklerini tahmin ettikleri mahallelere güçlü oldukları mahallelerden üye kaydırarak delege seçimlerini kazanabiliyorlar.  Bu durumda bazı mahallelerde delegelerden birçoğu, delege olduğu mahallede ikamet etmeyen parti üyeleri olabiliyor.

ü Bu yöntemler de yeterli olmazsa ve yönetimdeki grup genel merkezle uyumlu ise, delege seçimlerine çok az bir zaman kala  tüzüğün 12. Maddesi işletilerek MYK nun onayı ile zayıf oldukları mahallelere istedikleri kadar üye kaydını sağlayarak delege seçimlerini kazanıyorlar.

Örneğin; Sazova mahallesinde  geçtiğimiz kongreler öncesi tablo şöyleydi;

Mahallede 3400 seçmen bulunmaktadır.

Bu seçmenlerden 70 tanesi CHP üyesidir.

CHP üyelerinin  30 tanesi Sazova mahallesinde oturmaktadır.

 40 üye ise çakmadır ( ya başka mahallerden kaydırma yöntemiyle gelmiştir ya da 12. Madde uygulanarak üye yapılmıştır.)

                         ( Bilgi mahalle temsilcisi Şahap Bayraktaroğlu’dan alınmıştır.)

ü Delege seçimlerinde ve kongrelerde gruplar arası yapılan yarışmalarda blok listeler ya da anahtar listeler kazanıyor. Kazanan grup, partiye tamamen egemen oluyor. Kaybeden grubun parti içinde eşit ve özgür yaşama şansı olmuyor. Partinin etkinliklerinden dışlanıyor.  Belediye meclisi, il genel meclisi vb yerlere aday olma şansı kalmıyor. Adeta yok sayılıyor ve etkisizleştiriliyor. Muhalif grupların yetenekleri donanımları, yaratıcılıkları dikkate alınmıyor. Farklılıklarını ortaya koyamıyorlar. Parti ile ilgili bilgilere kolayca ulaşamıyorlar.

ü Kaybeden gruba sempati duyanların, destek olanların üye olma ve üye önerme olanakları azalıyor.

ü Yönetimlerde ki grup ise kayıt formlarını yanlarına alıp tüzüğe aykırı olsa da mahallerinden, çevrelerinden komşuları, hemşerileri, akrabaları toplu halde üye yapabilmektedir. Hatta ekonomik durumu uygun olmayanların ödentilerini de ödeyerek. Bu üyeler olası bir ön seçimde ve ya kongrelerde partinin kaderini belirleyecektir.

Bu yaklaşımlar, parti içi demokrasinin işlemesinin en büyük engelidir. Bu anlayış partiye ve sosyal demokrasiye son derece zarar veren, parti dinamiğini yok eden, partide tüm potansiyellerin harekete geçmesini engelleyen yaklaşımlardır.

Not: Örgütten sorumlu genel başkan yardımcısı Nihat Matkap, 14 Ocak 2012 de, Ankara da Yeni Mahalle ilçesinde yaptığı açıklamada bu koşulların düzeleceğinden söz ediyor ve şöyle diyor;  

“Önümüzdeki  kongreler sürecinde üyelerimiz genel seçimlerde oy kullandıkları  adreslerde  parti içi seçimlere katılacaklardır. En son parti meclisinde üye adreslerinin güncellenmesini resen yapma yetkisi aldık. Artık yığma üyelik tarihe karışacak. Kimlik numaralarıyla adresleri karşılaştırıyoruz. Herkes artık gerçek adresinde üye olacak. Bir milyona yakın üyemizin neredeyse yarısının adresleri konusunda problem var.” ”.  Bu önlem, mahalleler arası üye kaydırmalarını ve delege atamalarını belli ölçüde engelleyebilir. Ancak 12. Maddenin aynen duruyor olması, delege seçimlerinin ve kongrelerin blok liste ile yapılıyor olması birçok adaletsizliklerin ve haksızlıkların devam etmesine neden olabilir. Aslında konu temelde tüzük değişiminin de ötesinde bir siyaset anlayışı, yaklaşımı ve zihni model sorunudur. Yani;

Yurttaşların özgür iradeleriyle üye olmalarıdır,

Partide delege ağalığının son bulmasıdır,

Farklılıkların kucaklanmasıdır,

CHP’nin üye partisi olmasıdır,

Parti içinde üyelerin özgür ve eşit olmasıdır. Ve partide bunları gerçekleştirecek iradenin var olmasıdır.

  • Üyelerin (Parti Tabanın) Siyasete Katılımı Çok Yetersiz

Partinin gerçek gücü, sözde kalmayan ve her aşamada uygulanan geniş katılımlı demokratik işleyiştedir. Gerçek birlik, başarı ve disiplin, kararların özgür tartışma ve gönüllü katılımla oluşturulması ve uygulanmasıyla sağlanır.

 Ne var ki, sosyal demokrat partilerde kararlar aşağıdan yukarı doğru             oluşması gerekirken parti üyeleri karar süreçlerine ve politika oluşumuna katılamıyorlar. Üyelerin kendilerini ifade edebilecekleri platformlar ve mekanizmalar son derecede yetersizdir.

Bırakınız üyelerin katılmasını, yaşamsal konular bile illerin, ilçelerin tartışmasına ve katılımına açılmıyor. Örneğin;  “  tüzük, program, vicdani red, bedelli askerlik, PKK ya genel af vb. “Bazı konularda sadece illerden görüş isteniyor. Bazı il başkanları uygun görürse danışma kurullarını topluyor ve konuyu tartışıyor.”

           Katılımın  önemli dinamiklerinden birisi olan danışma kurulları , parti          yönetimlerine yakın durmuyorsa  ya da öyle algılanıyorsa  yıllarca toplanmıyor.  Örneğin;  Her yıl ve gerekli hallerde toplanması gereken danışma kurulu  Eskişehir’de 2008 yılından bu yana, yani üç yıl aradan sonra 9 Ekim 2011 de toplanabilmiştir.

Hiçbir konuda kurumsallaşma yoktur. İl, ilçe başkanlarının kişisel tasarrufları  yönetimlerde egemendir.

Örneğin; Eskişehir’de Parti içi eğitim programları yapılmış ve uygulamaya konulmuştur. Bu konuda geçmiş yönetimlerin eğitim birimlerinde çalışmış uygulamalar yapmış üyelerin katılımı hiç gündeme gelmemiştir. Daha ilginç olanı, daha evvel parti içi eğitim konusunda “eğitici öğretmen” eğitiminden geçmiş sertifikası olan üyelerden de yararlanılmamış, katılımları sağlanmamış, görüşleri alınmamıştır.

Sanki her şey yeni yönetimle sıfırdan başlamış, katılım, eşitlik, birikimlerden yararlanmak, yönetimlerin sürekliliği kavramları adeta yok sayılmıştır.

 

  • Kimlik Siyaseti Özgürlük ve Eşitliği Yok Ediyor  

 Sosyal demokrasi ile hiç bağdaşmayan, CHP nin dokusuna aykırı olan kimlik siyaseti (inanç, etnik köken, bölgecilik ve kişi üzerinden siyaset) yapılması partideki özgürlükleri , eşitliği ve adaleti yok ediyor, bireyi tutsak alıyor. Kimlik siyasetinde bireyin iradesi ve aklı ipotek altındadır. Etnik ve inanç gibi kutsala dayalı siyasette özgür birey-yurttaştan söz edilemez. Böyle bir siyaset anlayışında birey kutsala biat etmek zorundadır. Bu siyaset anlayışı özgür bireyi amaçlayan sosyal demokrasinin önündeki en büyük engellerden birisidir. Üye kayıtlarında, delege seçimlerinde ve yönetimlerin oluşmasında kimlik siyaseti ne yazık ki sürüyor. (Alevilik, Çerkezlik, bir bölgeden olmak, bir kişiye bağlanmak vb)

Bir inanç grubundan olmak, bir etnisiteye mensup olmak, bir bölgeden olmak  çoğu kez donanımlı olmaktan, ilkeli olmaktan, iyi sosyal demokrat olmaktan daha önde geliyor. Bu konuda örnek olaylar düşünüldüğünden çok daha fazladır.  Kimlik siyaseti adeta başarılı siyaset yapmanın odağında bulunmaktadır.

ANCAK, parti içinde özgürlük ve eşitliğin zaman zaman seçilen il, ilçe başkanlarının kişisel tutumlarıyla genişlediği görülüyor olsa da, KURUMSALLAŞMA olmadığı için bu genişleme sürekli olamıyor.

3.4.2.CHP’deki Çarpık Siyaset Anlayışının Temelindeki sorunlar ve örnekler

 Neden, parti içinde demokratik işleyişi tahrip eden inanç ve etnisite kaynaklı siyaset anlayışı ilgi görüyor ?

Neden, Partide çoğulculuk, tam katılım mekanizmaları gereğince işlemiyor?

Neden, parti içinde girişim ve yarışma koşulları eşit değil ve özgür birey öne çıkamıyor. ?

Bunun bir tek nedeni var…Siyaset yapma anlayışı!..

CHP’ de insanlar- üyeler ürettikleri projelerle, programlarla, çözümlerle, düşüncelerle değil etnik köken, bölgecilik, inanç kökeni, kişilere bağlılık vb. Ayırımlarla taraf olmuşlardır, hizip olmuşlardır. Tek amaçları vardır.  O da şudur.

Ali aday olsun, Veli İl başkanı olsun, Ahmet belediye başkanı osun,  Hasan milletvekili olsun.  Tepeden tırnağa ayırımın, gruplaşmaların nedeni budur.  Ne yazık ki CHP’de siyaset bazılarının bazı yerlere seçilmesine odaklanmış ve dizayn edilmiştir.

  • Hısım akrabanın, konu komşunun üye yapılması, özgür bireyin devre dışı bırakılması bunun içindir.
  • Delegelerin seçilmesindeki büyük uğraş ve heyecan bunun içindir.
  • Kongrelerde yapılan mücadele ve kulisler bunun içindir.
  • Kongrelerde yönetimler bunu gerçekleştirmek için seçilir
  • Disiplin kurulları bunun için çalışır.
  • İl ilçe başkanlarının görevden alınmaları, geçici ihraçlar ve temelli ihraçlar bunun içindir.

Örneğin:  28 ağustos 2005 yılında başlayan ve iki yıl süren bir zaman diliminde ki gözlemlerimiz şöyledir;

ü İl kongresinden bir süre sonra il başkanı ile ters düşen ilçe başkanı görevden alındı.

ü Genel merkez ilçe başkanını göreve iade etti.

ü İlçe başkanı disiplin kuruluna verildi ve ihraç edildi.

ü Genel merkez il disiplin kurulu kararını iptal etti ve ilçe başkanını tekrar göreve iade etti.

ü İl başkanı MYK kararı ile görev den alındı.

ü İl yönetim kurulu kendi içinden yeni bir il başkanı seçti.

ü Yeni il başkanı bir süre sonra görevinden istifa etti.

ü Olağanüstü ilçe kongresi istemiyle iki yüzün üzerinde imza toplandı.

ü İlçe yönetimi imzaları uygun bulmadı,  kongre toplanamaz dedi.

ü İl yönetimi imzaları uygun ve yeterli buldu ve 3 Aralıkta kongre yapılmasına karar verdi.

ü MYK il yönetiminin kararını uygun bulmayarak kongre yapılamaz dedi.

ü Eskişehir ilçe seçim kurulu MYK nın kararını uygun buldu ve kongreyi iptal etti.

ü  Bazı imzacılar kongre yapılması için sulh hukuk mahkemesine başvurdu.

ü Genel merkez, il yönetimini yeterli sayıda boşalma olduğu için düşmüş saydı.

ü Yeni il yönetimi atanması için çalışmalar başladı.

Daha sonraki yıllarda da Eskişehir de CHP’de ayni serüvenler yaşanmıştır.

CHP nin çalışma raporlarına ne hazindir ki bunlardan başka yazılacak pek bir şey de yoktur.  Bu etkinliklerde fikir, düşünce tartışmalarının proje çalışmalarının kırıntısı dahi yoktur.  Çünkü partide fikir, düşünce tartışmaları ve proje çalışmaları primde yapmamaktadır.

Bu  durum CHP için çok ciddi bir bunalımdır ve bu gün de devam etmektedir. Bunu açıkça söylememiz ve ortaya koymamız gerekir.

Tüm bu olumsuzluklara neden olan Eskişehir’de 100, bilemediniz 200 profesyonel partici vardır.  Oysa CHP Eskişehir’ de yaşayan 750.000 kişiye hizmet için vardır. Ve de partinin 10.000 in üzerinde üyesi bulunmaktadır. Ne var ki bu üyeler 200  profesyonelin adeta parçası ve devamı durumuna getirilmişlerdir. Özgür üyeler giderek azalmakta ve partiden uzaklaşmaktadır. Partimiz 2011 genel milletvekili seçimlerinde 178.000 oy almıştır.  Ne CHP ye oy verenlerin ne de üyelerin çoğunluğunun şunun veya bunun delege seçilmesi, parti yönetimlerine girmesi yada milletvekili olması talepleri yoktur. Onlar sadece CHP nin başarısı için CHP yi desteklemişlerdir. Partiyi bu profesyonellerin elinden kurtarmak, gerçek sahiplerinin, yani özgür iradeleriyle partiye katılan, eğitimli, donanımlı üyelerinin egemen olduğu bir yapıya kavuşturmak gerekmektedir.  

CHP deki bu ayırımı, bu kayırmacı kimlik siyasetini, CHP’ nin gerçek gücünü, birikimini sıfırlayan bu siyaset anlayışını MYK nın, PM nin, İl yönetimlerinin izleyeceği politikalar ve bu konuda ki ortak ve kararlı duruşu çözebilir. Bu duruşun özü de partinin yeniden yapılandırılması ile siyaset yapma anlayışının değişmesidir. Bu yeni yapılanma ve siyaset yaklaşımıyla, parti yöneticilerinin kendi geleceklerinden önce partinin ve ülkenin geleceğini düşünmelerinin kanalları açılacak ve mekanizmaları da kurulmuş olacaktır.   

3.4.3. Çarpık siyaset Anlayışında Kalıpların ve Alışkanlıkların Aşılması:

Tüm olumsuzlukları aşmanın yolu, partinin en uç noktalara kadar örgütlenmesi ve yeniden yapılanması yanında yeni bir siyaset kültürünün partide egemen olmasıdır.

Politika üretmek; Maddi ve manevi zenginlikler üreterek, insanların yaşamını zenginleştirmek ve kolaylaştırmaktır. Dünya Gazetesi yazarı Rüştü Bozkurt şöyle diyor !”Politika üretmek bir” zihni model” işidir. Etkin bir politika üretimi tutarlı bir “zihni model”le olasıdır. Gerçeklik zihni modele göre değişir. Politika üretimi özünde “zihni model” bağlamında yurt ve dünya sorunlarına nasıl çözüm üreteceğimizle ilgilidir. Zihni model kurmadan, hiçbir sorunu tanımak, o tanılara göre çözümler üretmek olanaklı değildir.

SİYASET KÜLTÜRÜNÜ ZİHNİ MODEL BELİRLER. Bir başka deyişle siyaset kültürü “ Zihni model” de mayalanır.

Parti yöneticileri ve üyeleri siyaset yapmayı insanların yaşamlarını kolaylaştırmak ve zenginleştirmek için düşünmek ve projeler üretmek olarak algılamamışlarsa, sadece birilerini seçmek-seçtirmek için delege olmak ya da bunun için oy vermek olarak içselleştirmişlerse, bu yaklaşım, bu zihni model sosyal demokrat bir zihni model değildir.

O zaman, kimlik siyasetin de, bölgeciliğe dayalı siyasetin de, kişiye sadakatla bağlı siyasetin de devreye girmesi doğaldır. Böyle bir zihni modelde özgür birey ve akıl devre dışı kalacaktır.  Siyaset akılcı arayışlara kapanacak, demokrasinin işlerlik alanı daralacaktır.  Oysa sosyal demokrasinin siyaset alanı bireyin kutsalı olan inançların ve etnik değerlerin değil, aklın ve bilimin egemen olduğu bir alan olmalıdır.   

İlhan Tekeli “Katılımcı Demokrasi ve Sivil Toplum Kuruluşları “   İSİMLİ kitabında şunları söylüyor: “ Türkiye’de yeni bir siyaset yapma pratiği geliştirmek çoğu kez sanıldığı gibi sadece YENİ YÜZLER bulmak, parti yapıların değiştirmek ve buna uygun tüzük yapmakla gerçekleşmez.  Yeni yüzler eski siyasal kültürle siyaset yaparlarsa kısa sürede eskirler. Türkiye’de siyasete duyulan güvenin çok azalmasının nedeninin siyasal yapılardan çok siyasal kültürden kaynaklandığı söylenebilir.

Siyasette her eylemi oy alma çalışmasına indirgeyen siyaset yapma alışkanlıkları, başka bir deyişle siyaset yapma kültürü güven erozyonunun başlıca nedeni olmuştur.” 

Bu BAĞLAMDA CHP’NİN TEMEL SORUNU: Yeni lider ve onun etrafındaki parıltılı isimler değil, geçmişin siyasal alışkanlıkları ve kültürüyle kuşatılmış olmasıdır.

Kimlik siyaseti “kutsala dayalı  “ siyaset, bölgeciliğe bağlı siyaset, kişilere sadakatla bağlı kayırmacı siyaset ve böyle bir zihni modele, kültüre tutsaklık demokrasinin en büyük düşmanıdır

ü Yeni siyaset kültürü, Yerele proje ve siyaset üretme olanağı vermelidir:

Yerele proje ve siyaset üretimi olanağı vermek demek, sadece yerel örgütlerin isteklerinin genel merkeze yansıtılması demek değildir.  Yereldeki potansiyelin, yaratıcılık gücünün harekete geçirilerek yerelde bilgi ve çözüm üretilmesi demektir.  Ürettiği bilgi ve çözümlerle genel merkezin politika oluşturmasına katkı yapmak demektir.

Bugün partide egemen olan zihni model ve siyasal kültür, bilgi ve proje üretimi teşvik etmez. Verilen siyasi mesajlar genel merkezin tekrarından öteye geçmez.

ü Yeni zihni model, yenilikçi ve karşılıklı öğrenmeye dayalı siyaseti öngörür;

Bu yaklaşım, bilgi toplumunun siyaset anlayışıdır. Kendini sürekli yenilemeyen, sürekli olarak yarışma kapasitesini geliştirmeyen kurumlar, kısa sürede kireçlenerek çağ dışı kalırlar.

Karşılıklı öğrenmeye dayalı siyasette sadece bilenler “ uzmanlar” çözüm üretmez ve öğretmezler.  Çözümler sorunları yaşayan halkla, sorunların yaşandığı yerde üretilir. Böylece hem yaratıcı ve kalıcı çözümler üretilmiş olur hem de soruna ve çözüme halkın sahip çıkması sağlanmış olur.                                                                                                                 

 3.4.4- Yeni Yapılanmayla Birlikte Gündeme Getireceğimiz Konular

  • Geniş bir katılımla 2011 genel seçimlerinin değerlendirilmesi.
  • Eskişehir’in envanterinin çıkarılması için girişimlerin başlaması ve

bu konuda birimlerin görevlendirilmesi.

  • Hemen parti içi eğitimin başlatılması.
  • Tüm yaşam alanlarında “ sokaklardan başlayarak”  örgütlenme çalışmalarının ele alınması, görevlendirmeler yapılması.
  • Parti tüzüğünün öngördüğü kurulların toplanmasının bir programa bağlanması. (  İl, ilçe danışma kurulları, genişletilmiş il ve ilçe Yönetim kurulları toplantıları, Tüm ilçe başkanlarının ve belediye başkanlarının ayrı ayrı toplantıları…)
  • Yeni yapılacak tüzüğün geniş bir katılımla tartışılması ve bir tüzük taslağının hazırlanarak, genel merkeze ulaştırılması

 4.CHP’DE TÜZÜK YENİLENMESİ VE YENİDEN YAPILANMAYA DÖNÜK ÖNERİLERİMİZ

4.1- Temel Yaklaşımımız

Sosyal demokrasilerde sistem aşağıdan yukarı doğru çalışır. Bu bağlamda;

Genel Başkan Kılıçdaroğlu; “ İnsana dokunmak politikanın ekseni olmalıdır” derken ,CHP’nin eski Genel Sekreteri Tarhan Erdem; “  Politika selam mesafesinde yapılmalıdır” demektedir.

Bu, halkçı insan odaklı yaklaşımla CHP’nin yeni yapılanmasının ve örgüt modelinin temel ilkeleri şunlar olmalıdır.

  • Yerel ağırlıklı olan, yerelde siyaset üreten ve kararları aşağıdan yukarı doğru alan bir yapı oluşturulmalıdır.
  • Partide örgütlenmeler yatay ağırlıklı olmalıdır.
  • Özgür insana odaklı ve tam katılımcı olmalı ve bunun mekanizmaları belirlenmelidir.
  • Partiiçi demokrasinin tüm boyutlarıyla işlemesi için, sürekli ve uygulamalı eğitim yapılmalıdır.

Bu bağlamda Tüzükte:

ü Yığınsal toplu üye kaydedenler için, Sosyal demokrasinin gelişmesine engel olan, parti bütünlüğünü ve parti içi özgürlükleri ve eşitliği yok eden Etnisiteye, inanca dayalı, bölgeciliği öne çıkaran,kişiye sadakatla bağlı siyaset yapanlar için yaptırımlar getirilmelidir.  

ü Tüm üyelerin etnik ve bölgecilik siyasetini değil, aklı ve bilimi öne çıkaran  yeni çağdaş, analizlere dayalı  siyaseti özümsemeleri, içselleştirmeleri için sürekli eğitim, kurumsallaştırılmalıdır.

Bütün bunlar, parti içi demokrasinin işlemesinin, üyelerin özgürleşmesinin, aktifleşmesinin, Kendilerini yenilemesinin, katılımının, yerelde siyaset üretiminin ve parti içinde tüm potansiyelleri devreye sokmanın ve partiden uzaklaşan nitelikle insanları partiye çekmenin ön koşullarıdır.

4.2-Genel Merkez ve Muhalefet  Gruplarının Yaklaşımı ;

Genel merkez kadroları, parti içi demokrasinin yaşama geçebilmesi için tüzükte yapılacak değişikliklere, yerel örgütlerin sıkıntılarını yeterince dikkate alarak yaklaşmıyorlar.

Ankara’da  genel merkez  yönetiminin ve genel merkeze muhalefet eden grubun  tüzükte yapılmasını istedikleri değişiklikleri ve yenilikleri şöyle sıralamak olasıdır:

  • Bütün kongrelerde “ Çarşaf liste”  kural olmalıdır. Ancak, kongrede  1/10 üyenin önerisi ve kongrenin kararıyla blok liste uygulanabilir.
  • Kadınlara % 25, gençlere % 15 kota tanınmasından ödün verilmemelidir.
  • Genel başkan ve İl, ilçe başkanı adayları için kongre üyelerinin  % 20 imza koşulu % 10 a çekilerek ve divan önünde imza zorunluluğu kaldırılmalıdır.
  • Seçimlerde partinin oyunu o birimdeki CHP üye sayısının en az iki katına çıkaramayan il, ilçe yönetimleri görevden alınabilmelidir.  
  • Her yönetici parti okulundan eğitim almış olmalıdır.
  • Parti meclisi ve Merkez Yönetim Kurulu üyesi sayılarında değişiklik yapılmalıdır.  Örneğin PM  80 den 40 ya da 50 ye, MYK da 17 den 15 e ya da 10 a kadar düşürülmelidir.
  • Milletvekilleri belirlenirken Genel Başkana % 5 ya da % 10 kontenjan tanınmalıdır.
  • Hazineden alınan yardımdan örgütlere pay ayrılacaktır.  ( % 10 dan % 40 a kadar )

Elbette bu maddeler çok önemlidir ama yetmez.

4.3-  Yerel örgütlere insiyatif verecek, kişilik kazandıracak düzenlemeler ve    kurumsallaşmalar tüzükte yer almalıdır.

Yerelde yaratıcılığı, yetenekleri ve birikimleri harekete geçirecek alanlar belirlenmeli, bu alanlarda yerel örgütler özgür kararlar alabilmeli düşünce ve projeler üretebilmelidir.

Bu bağlamda, yerele özgü “ Bilgi, belge” üretimine olanak tanınmalı ve teşvik edilmelidir.

ü Yerelde hiçbir bilgi ve belge üretilmeden, genel merkezin söylemlerini tekrar ederek politika yapılması terk edilmelidir.

ü Yerelde araştırma-geliştirme birimleri kurularak “ Ar-ge” yerelle ilgili  “Kodlanmamış”  bilgi ve belgelere ulaşılmalı yerelin sorunları ve çözümlerine ilişkin projeler üretilmelidir. Bu bağlamda (Yerel Sorunlar Danışma Meclisi) oluşturulmalıdır.

  • Kent envanteri çıkarılmalı bunun için, ilgili kurumlarla, üniversitelerle işbirliği yapılmalıdır.
  • Özellikle oyumuzun giderek azaldığı kent varoşları incelenmeli ve bu alanlara ilişkin politikalar geliştirilmelidir.
  • Kent envanterine dayanarak, kentin sanayi, ticaret,tarım, eğitim vb.  alanlardaki sorunları ve çözümleri düşünülmeli,politikalar geliştirilmelidir.

4.4-Yerelde yatay örgütlenmelere olanak tanınmalıdır.

  • Sokak sorumlularının oluşturacağı mahalle meclisleri, mahalle temsilcisinin çağrısı ile toplanıp mahalle sorunlarını görüşebilmeli ve sonuçları bir raporla ilçe başkanlığına sunmalıdır.
  • Ortak çıkarları ve gelecekleri olan iller ( Bölge Konseyleri- Havza yönetimleri ) oluşturmalıdır. Sakarya-Porsuk Havzası,Çukurova Havzası, Fırat Havzası, Karadeniz Havzası gibi..Bu konseylere o bölgenin (Havza) il başkanları, belediye başkanları, İl genel meclislerinde seçilmiş üyeler, il kongrelerinden seçilmiş temsilciler katılmalı ve konseylerin programları, başkanları ve bütçeleri olmalıdır.

Örneğin: Eskişehir, Kütahya, Afyon illerinde, Frigya vadisi,Sakarya nehri ve Porsuk Çayı doğal bir havza oluşturur.Bu doğal alanda (havza) bulunan ortak değerler onları işbirliği yapmaya zorlar.

Ayrıca,  Sanayi ve ticaret alanında  Eskişehir, Afyon, Bilecik,Kütahya, Bursa’nın  bir çok yönüyle ortaklıkları vardır. Koşullar bu illeri rekabete değil işbirliğine, ortaklığa zorlar. Bu nedenle, (Bölge Konseyleri) nde  havzanın ulaşım, iletişim,turizm,enerji ve alt yapıları konusunda ortak politikalar oluşturulmalıdır.

Diğer yandan; “ Türkiye Tarım Havzaları Üretim ve Destekleme Modeli” 2010 yılında yürürlüğe girdi. Ankara, Eskişehir, Konya, Karaman,Aksaray, Niğde ve Afyon’u içine alan ( Orta Anadolu ,Sakarya, Selçuklu Havzası ) oluştu. Bu konu ilgili illerin il başkanlarının ortak tartışmasına konu olmalı ve çalışmalar genel merkeze sunulmalıdır.

4.5-Partiiçi Demokrasi açısından Vazgeçilmezler

ü İl ve ilçelerde, altı ayda bir seçimsiz, değerlendirme kongreleri yapılmalıdır;

Bu kongrelerde ilin ve ilçelerin çalışmaları değerlendirilmeli, İl ve ilçe yönetimlerinin çalışmalarına ışık tutacak kararlar alınmalıdır. Ayrıca, daha önceden kurulmuş uzman birimlerin çalışma raporları tartışmaya açılmalıdır.

ü Her genel ve yerel seçim sonrası partinin tüm birimlerinde ve organlarında seçimlerin değerlendirilmesi zorunluluğu tüzüğe konulmalıdır.

ü Her parti üyesinin STK dan en az birine üye olması zorunlu olmalıdır.

ü Tüzükte var olan genişletilmiş il ve ilçe yönetim kurulu toplantılarına STK nın partili başkanları katılmalı ve oy hakları olmalıdır.

ü Tüzükte, parti örgütlenmesinin sokaklardan başlaması zorunluluğu getirilmelidir.

ü Bütün organların seçimlerinde “ Çarşaf Liste “  esas olmalıdır. Blok liste uygulanacaksa “Nispi Temsil” sistemi ile sonuçlar değerlendirilmelidir. Böylece grupların kuvvetleri oranında organlarda temsil edilmesi sağlanmalıdır. % 51 in karşısındaki % 49 u partinin tüm etkinliklerinden dışlama lüksümüz olmadığını düşünüyoruz.  ( Delege seçimleri, İl, ilçe yönetimleri seçimleri, Parti meclisi seçimleri, kadın, gençlik kongrelerindeki seçimler)

ü Milletvekili ve belediye seçimleri” genişletilmiş aday yoklaması “yöntemiyle yapılmalıdır. Genel merkeze % 5 kontenjan tanınmalıdır. Üyeler sağlıklı bir yapıya kavuşturulduktan sonra tüm üyelerle ön seçim zorunlu olmalıdır.

ü Belediye başkan adayları seçimlerden altı ay önce belirlenmeli ve üyelerle gruplar oluşturarak sorunlar üzerinde çalışmalıdır.

ü Partinin üyeleri beş yılda bir güncellenmelidir.

ü Genel merkezdeki  “Parti Okulu” niteliğinde, “ Bölge Parti Okulları” kurulmalı ve bu okullarda proje ve çözüm bazında uygulamalı eğitim çalışmaları yapılmalıdır.

ü İl ve ilçeler parti okulu ile işbirliği içinde eğitimi kesintisiz olarak sürdürmelidir.  İllerde  ve ilçelerde,” mahallelerde” uygulamalı  eğitim verilmelidir. Eğitim çalışmalarına iki kez mazeretsiz katılmayan üyelerin, üyelik hakları askıya alınmalıdır.

ü 39. Maddede ki Genel Başkanın yetkileri kısıtlanmalıdır. Çünkü üst düzeyde çok geniş yetkilendirmeler, kararların aşağıdan yukarıya doğru alınması gereken sosyal demokrat anlayışla çelişmektedir.

ü Yeni tüzükte ,Parti içinde üyelerin özgürlüğünü ve eşitliğini yok eden Kimlik siyaseti ile bölgeciliğe ve kişiye bağlı siyaset anlayışını  önleyici  hukuksal ve etik kurallar ve yaptırımlar getirilmelidir.

ü Kadın ve gençlik kollarının il,ilçe ve Genel Merkez yönetimlerinin doğal üyesi olması ve oy kullanma hakkı sağlanmalıdır.

ü Partiye üye kaydı yapılırken anket doldurttularak,  üyelerden yeteneğine göre nasıl yararlanılacağı belirlenmelidir.

ü Gençlik ve kadın kollarının atama ile değil seçimle göreve gelmesi sağlanmalıdır.

 

Murat Kahyaoğlu                                                                                                                                       muratkahyaoglu26@gmail.com  

15. Dönem Eskişehir Milletvekili-  Eskişehir Eski SHP-CHP İl Başkanı

 

 

 

 


 

                                                                                                            


(1 Oy)
 

 222 233 09 88  
 10dktv@gmail.com