“Gelecek” kuşkusuz ki ucu açık bir kavram. Bir kentin geleceğine bir gezi tasarlamak, bir anlamda o geleceği belirleyecek sayısız etkenin yer aldığı bir olasılıklar dünyasında dolaşmak demek oluyor. Bugünün dünyasında bir kentin geleceğine doğru yapılacak bir gezide öncelikle göz önünde tutulması gereken gerçek, artık kentlerin geçmişe kıyasla kendi geleceklerini oluşturmada çok daha belirleyici olabilmeleri. Bu gerçek ışığında, bir kentin hangi politikalar izlenerek nasıl yönetildiğinden hareketle, birbirinden farklı gelecek senaryoları tasarlamak mümkün.
Eskişehir öteden beri Türkiye’nin önde gelen kentlerinden biri. Ülkenin başkenti ile en büyük metropolü arasındaki avantajlı coğrafi konumu, Cumhuriyetin ilk sanayi kentlerinden oluşu ve bu kimliğini zaman içinde giderek güçlendirmesi, gelişmiş bir sosyal yapıya sahip olması, büyük iki üniversitenin kentin sosyal ve kültürel yaşamına sağladığı düzey ve canlılık, kentin önde gelen güçlü yapısal özelliklerini oluşturuyor. Bunlara ek olarak, son yıllarda kent yönetiminin kentsel çevreyi ve yaşam kalitesini iyileştirme yönünde gösterdiği dikkat çekici başarılar, Eskişehir’e giderek artan bir prestij kazandırıyor.
Gelişmiş bir geleceğe taşıyabilecek bir potansiyel ve ülke açısından artan önemi
Bugünün rekabetçi dünyasında bir kentin bu gibi güçlü özelliklere sahip olmasından çıkarılabilecek en önemli sonuç, o kenti daha da gelişmiş bir geleceğe taşıyabilecek bir potansiyelin varlığına işaret ediyor olması. Bir kentin gelişmesinde artık doğal verilerden çok yerel sosyal yapıların ve kurumların etkili olması nedeniyle, Eskişehir’in sahip olduğu bu potansiyelin nitelikleri özellikle önem kazanıyor. Ayrıca başarılı kentlerin ülkenin kalkınmasında geçmişe kıyasla daha büyük bir rol oynuyor olması, böyle bir potansiyelin etkin olarak değerlendirilmesini ülke açısından de artan bir ölçüde önemli kılıyor.
Proaktif yaklaşım… Eskişehir’in geleceğini yönetmek…. Rekabetçi ortam…
Bu durumda Eskişehir’in nasıl bir geleceği olabileceği sorusunu, kentin sahip olduğu potansiyeli proaktif yaklaşımlarla değerlendirmede ne ölçüde başarı sağlanabileceği üzerinden bakarak cevaplamak gerekiyor. Eskişehir’in geleceğine yönelik sürecin nasıl yönetileceği ve hangi politikaların izleneceği, bu açıdan özellikle önem taşıyor. Günümüzde kentlerin gelişmesinin başarısını büyük ölçüde, yerel ekonominin üretkenliği ile o kentin geçmişten bugüne devam eden sosyal ve siyasal süreçlerinin birleşerek ortaya çıkardığı rekabetçi gücün düzeyi belirliyor. Rekabetçi gücün yüksek olduğu bir kentsel ortam, gelişmede önemli bir fırsat üstünlüğü sağlıyor.
Yeni gelişme anlayışı ve kentsel potansiyele etkisi
Bu çağa özgü böyle bir tablonun içerdiği önemli yenilik, makroekonomik reçeteler dışında yerel ekonominin içerdiği yerleşme ekonomilerine ve sosyal özelliklere dayanarak kentsel gelişmede önemli atılımların sağlanabilmesi oluyor. Temel ilke olarak yerel olanakların kullanıldığı böyle bir gelişmede, yerel sosyal ve siyasal süreçlerin içerdiği özelliklerin kentin rekabetçi gücünü belirlemede kazandığı ağırlık önem taşıyor. Yerel ekonomik gelişmeyi sosyal ve kültürel dinamiklerle bütünleştiren bu yeni gelişme anlayışı, kentsel potansiyeli harekete geçirip yönlendirmeye dönük stratejik bir yönetim ve planlama yaklaşımını gerektiriyor.
İmar planı, geniş bir toplumsal tabanın katılımını da gerektiriyor.
Bunun için kentsel mekanı düzenleme aracı olarak kullanılan bugünkü İmar Planı anlayışının ötesinde, stratejik amaçla kullanılabilecek, sosyo-ekonomik içerikli daha geniş kapsamlı bir planlama anlayışına geçmek gerekiyor. Stratejik bir kent yönetiminin kamu yönetimini, sivil toplum örgütlenmelerini ve kamu/özel sektör işbirliğini bir arada içeren olabildiğince geniş bir toplumsal tabanı gerektirmesi, yukarda sözü edilen geniş kapsamlı bir planlama anlayışına geçebilmenin de koşullarını yaratmış oluyor. Zira yerel kalkınma vizyonu etrafında işbirliğine yönelmiş bir toplumsal taraflar koalisyonu, formel imar planının düzenleyici mekan kararları ötesinde yerel gelişme hedefleri belirleyen bir stratejik kalkınma planı ortaya koymanın meşruiyet tabanını da sağlamış oluyor.
Kentin gelişmesi geniş bir toplumsal tabanın da katılımını gerektiriyor.
Büyük ölçüde yerel potansiyeli harekete geçirmeye dönük girişimci kalkınma çabaları, ülkemizin bazı kentlerinde de bir süredir gözleniyor. Bu yerel kalkınma çabalarının genellikle geniş toplumsal tabanlı stratejik bir kent yönetimini ve bu yönetimin kullandığı stratejik planlama sistematiğini yeterince içermiyor olmaları, onların ortak zayıflığını oluşturuyor. Yerel sosyo-siyasal özelliklerin yetersizliği bunda kuşkusuz önemli bir rol oynuyor. Bu nedenle daha çok önde gelen yerel iş çevrelerinin kamu yönetimiyle işbirliği yaparak kentin kısa erimde marka değerini arttırmağa dönük, ancak uzun erimli bir kentsel gelişme vizyonunu ve bunun stratejilerini içermeyen, sosyal derinliği yetersiz yerel gelişme girişimleri ortaya çıkıyor.
Rekabetçi yerel kalkınma en yüksek güce bölge ölçeğinde kavuşuyor.
Avrupa Birliğine Uyum Süreci çerçevesinde bir süredir Türkiye’de de uygulamasına geçilmiş bulunan “Bölge Kalkınma Ajansları” örgütlenmesi, ülkemizde bugüne kadar gözlenen yerel kalkınma girişimleri düzeyini yükseltme açısından, yerel toplumsal tarafların kapasitelerini geliştirmeye dönük özellikler taşıyan yol gösterici bir çerçeve sunuyor. Sözü edilen Kalkınma Ajanslarının “Bölge” ölçeği üzerinden kurgulanmış olması, bugün bu ölçeğin kalkınmada optimal kademeyi oluşturduğu kabulüne dayanıyor. Araştırma ve gözlemler, rekabetçi bir yerel kalkınmanın en yüksek güce bölge ölçeğinde kavuştuğunu gösteriyor. Bu nedenle güçlü kentler yerel kalkınma girişimlerinin başarı şansını arttırmak amacıyla bu girişimleri, olabildiğince içinde yer aldıkları bölge ölçeğinde örgütlemeye yöneliyor. Güdülen hedef genellikle, verimliliği yüksek farklılaşmış ekonomik etkinliklerden oluşan entegre bir bölge ekonomisine erişerek rekabet gücünü yükseltmek oluyor.
Eskişehir ve çevresindeki birkaç ilin bir süre önce giriştikleri bölgesel işbirliği, bu açıdan önem taşıyor. Bu işbirliği ile oluşturulan bölgenin kentler açısından ne ölçüde organik bölgesel ilişkiler içeren sınırlara ve ölçeğe sahip olduğu tartışmaya açık bir konu olsa da, yarışmacı ve tamamlayıcı ilişkileri bir arada içeren böyle bir işbirliği başarıyla yönetilebildiği takdirde, bu işbirliğinden genellikle bütün bölge kentlerinin kazançlı çıktığı yaşanan örneklerle biliniyor. Bölgenin önde gelen kenti olması, kuşkusuz ki yapılan işbirliğinde Eskişehir’e sürükleyici bir rol yüklüyor. Özellikle bu bölgesel işbirliğinin stratejik yönetimi için izlenmesi gerekli yaklaşımlarda ve örgütlenmelerde yol gösterici olmak,
başarılı dış örneklerle ilişkiler kurmak gibi konularda Eskişehir’in sürükleyici rolü önem taşıyor. Kentin önde gelen bir üniversite odağı olması, onun böyle bir rolü başarıyla yerine getirebilme şansını arttırıyor.
Yerel tabanlı bir kalkınma özel sektör, üniversite, sivil toplum, kamu işbirliği
Yerel tabanlı bir kalkınma açısından yerel sosyal ve siyasal süreçlerin içerdiği özelliklerin rekabet gücünü belirlemede kazandığı ağırlık nedeniyle, bu özellikleri geliştirmeye dönük politikalar oluşturup izleyebilmek bugün büyük bir önem kazanmış bulunuyor. Bu politikalar çerçevesinde, ekonomik açıdan yararlı sosyalleştirme süreçlerini kolaylaştırarak öğrenme ve inovasyonu hızlandırmak; sosyal ve kültürel temelleri yoğunlaştırılmış bir sivil ortam yaratmak; yerel ekonomik avantajı sağlamaya dönük örgütsel yapılar, teknoloji yayma merkezleri, işgücü eğitim kurumları ve işbirliği ağları geliştirmek; eşgüdüm mekanizmaları oluşturmak gibi yaklaşımlar izleniyor.
Türkiye’de yakın bir tarihte açıklanan “Bölgesel İnovasyon Merkezleri” projesi, bu bağlamda dikkat çeken bir gelişme olma özelliğini taşıyor. “Türkonfed” (Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu), “Ref” (Sabancı Üniversitesi Rekabet Forumu) ve “Uig” (Ulusal İnovasyon Girişimi) tarafından başlatılan ve “Tübitak” tarafından desteklenen bu projenin, özel sektör-üniversite-sivil toplum-kamu işbirliği ekseninde küresel ölçekte rekabetçi kümelenme modelleri yaratmayı hedefleyecek bir bölgesel inovasyon potansiyelini harekete geçirmeyi amaçlaması, yerel kalkınmada kullanılabilecek önemli bir fırsat oluşturuyor. Bugün ufak ölçekli, emek yoğun ve hatta geleneksel sanayi türlerinin esnek ve uzmanlaşmış sanayiler olarak oluşturacakları yerel kümelerle alternatif gelişme biçimlerine olanak tanıyor olmaları, Eskişehir gibi yaygın küçük sanayi tabanı olan bir kentte inovasyon olgusuna özel bir önem kazandırıyor. Ayrıca Eskişehir’in sosyo-kültürel özellikleri, kentin giderek bütün sektörlere dönük önde gelen bir inovasyon merkezi olabilmesi yönünde bir potansiyel sunuyor.
Polat Sökmen
Mimar ve Şehir Planlama Doktoru
(2 Oylar)


