
Değerli dost Semih Esen’in felsefe yüklü, derinlikli sohbetlerine herkes gibi bende bayılırım. Hele de Eskişehir üstüne ise sohbet… Benim için daha anlamlı, daha bir değerlidir. Çünkü uzun yıllar Eskişehir’in tarihine tanıklık etmiş, sorunlarına ve sıkıntılarına kafa yormuş, değerleriyle hemhal olmuş, ruhuna girmiş bir kişidir.
Geçen gün ziyaretime geldi. Bilge bakışlarını yüzüme dikti:
- Bu kentte büyük emeğiniz var, geçmişiniz var, hatıralarınız var, maddi manevi bağlarınız var. Eskişehirliler ve Eskişehirspor taraftarı sizi kentin “Vali Baba”sı olarak görüyor. “Eskişehirli Olmak”nedir sizce? Yazsanıza … dedi.
Eskişehirli olmak neydi? Bu soruyu birkaç gün kafamda evirip çevirdim. Kendimce kısa ve öz karşılıklar bulmaya çalıştım.
*Herşeyden önce bir kentin sadece üstünde dolaşmamak, içine girmek, içinde yaşamayı becerebilmek gerek. İşte sizce öncelikle bu güzel kentin sadece üstünde gezinmeyip, içinde yaşamayı becerebiliyorsanız,
*Bu kent topraklarının geçmişten kopuk ve tarihten yoksun, belleksiz topraklar olmadığını idrak edip; bu toprakların, milletimizin mayasının yeniden karıldığına, kaderinin yeniden şekillendiğine, küllerinden yeniden doğuşuna tanıklık ettiğini ve kuruluş rüyasını önceŞeyh Edebaliyle, sonra Atatürk’le iki kez gördüğünü bilebiliyor ve anlayabiliyorsanız,
*Bu sebple de, İnönü’de, Sakarya boylarında, yitik zamanlardan gelen ve tarihin akışını değiştiren kan ve barut kokularıyla top gürlemelerini, at kişnemelerini, kılıç şakırtılarını zaman zaman da olsa yüreğinizde hissedebiliyorsanız,
*Kültürden, tarihten ve bellekten yoksun, yavan, suratı asık ve sıradan bir Anadolu kentinin yapay insanlarından biri olmadığınızı farkedip, Eskişehir’in çok yüzlü, çok renkli ve sımsıcak havasına bütün varlığınızla katılabiliyor ve kendinizi “Kentsoylu” birisiymişçesinençok şanslı hissediyorsanız,
* Yanlış politikalar, yanlış uygulamalar ve türlü sebeplerle tüm yapılar zamanın vurdumduymaz rengine bürünse bile, Eskişehir’in sadece bir bina ve insan yığışması, yani fiziki yapıdan ibaret bir yığıntı olmadığını; ruhuyla, belleğiyle canlı bir organizm olduğunu; o sebeple zaman zaman sevinçlerini, mutluluklarını yüreğnizde duyabiliyor, acılarında üzülüp, sevinçlerinde sevinebiliyorsanız,
*Kulakları sağır edercesine göğü tarrakalarıyla yırtarak geçen savaş uçaklarına başınızı kaldırıp merakla bakma gereği duymuyorsanız,
* Tren düdükleri sizi rahatsız etmiyor,aksine üzerinizde rahatlatıcı bir ninni tesiri bırakabiliyorsa,
* Bir Karaçay toyu, bir Tatar ezgisi, bir Rumeli türküsü, bir Yörük havası sizi hüzünlendirip heyecanlandırıyor, yüreğinizi hoplatabiliyorsa,
*Kişiliğinize, Nasreddin Hoca’nın güldürürken düşündüren keskin mizahi zekasından, Yunus emre’nin sevgi ve hoşgörüderyasından, Seyit Battal Gazi’nin zorbalığa ve zulme asi yiğitliğinden bir parça katabilmişseniz,
*Eskişehirspor’un bu kent için sadece bir “spor takımı” anlamı ifade etmediğini; kıt imkanlarıyla “İstanbul Dükalığı” da denen o günün egemenlerine kafa tuttuğunu, icabında onları eze eze yendiğini; eğitimsiz, yoksul ve özgüvenini yitirmiş Anadolu’ya, egemenlerin de bir gün çalışma , inanç ve azimle yenilebileceğini göstererek umut ve özgüven aşılayıp bu günleri hazırlayan bir ilham kaynağı olduğunun idrakiyle ES-ES’liyseniz,
*Bilerek , bilmeyerek ya da “TAŞRA VANDALİZMİ” zihniyetiyle, bu kentin geçmişine, özvarlığına ve değerlerine kıyanlarına karşı durabilip;
Bu güzel kente kötülük ve ihanetin öncelikle kendinize ve geleceğinize ihanet etmek olduğunun bilincindeyseniz…
…. İşte o zaman siz, Eskişehir’de doğmasanız da gerçekten ESKİŞEHİRLİSİNİZ…
