
Sibel Erenoğlu'nun Özel Röportajı

Türkiye’nin ilk AVM’si ÖZDİLEK tarafından sekizinci Özdilek Alış Veriş Merkezi Eskişehir’de hizmete sunulmaya hazırlanıyor.
Orhan Hoca, Yılmaz Hoca’ya “bu çocuklar ne bekliyorlar ” demiş. Yılmaz Hoca da “puanların düşmesini bekliyorlar efendim” demiş. Orhan Hoca hepsini alın deyince, ben o sayede okula girdim. Orhan Hocamı her zaman minnetle anarım bunu kendisine de Yılmaz Hocam’a da ilettim.

Ayağının tozu ile Eskişehir’in gizemli kalmış, geçmişte MİT Binası olarak hizmet vermiş bir noktasının halkın kullanımına sunulmasında destek veren Özdilek, Türkiye’de de sosyal sorumluk projeleri ile her zaman topluma örnek bir kuruluş. Özdilek’in yaptırıp Milli Eğitim Bakanlığı’na teslim ettiği Bursa, Tokat ve Kocaeli illerinde birer ilköğretim okulu, Afyonkarahisar’da Turizm ve Otelcilik Meslek Lisesi ve Uygulama Oteli, Bursa’da Anadolu Tekstil Meslek Lisesi, Antalya’da Anadolu Ticaret Meslek Lisesi olmak üzere altı adet okulu bulunuyor. Özdilek bu okullar ile ülkemizin geleceğinde en önemli yeri olan Türk eğitim ve öğretimine katkıda bulunuyor. İzmir’de bir Polis Karakolu, Tokat Devlet Hastanesi’nde Yoğun Bakım Ünitesi ve İnegöl’de bir Sağlık Ocağı yaptırarak hizmete sunan Özdilek, Eskişehir’de 16 Haziran 2011 tarihinde Tepebaşı Belediyesi Özdilek Kültür Merkezi’ni hizmete sundu.

Erenoğlu: Sn. Hüseyin Özdilek, ÖZDİLEK Eskişehir Alışveriş Merkezi’ni yakın bir zamanda hizmete sunacaksınız. Yatırımınız, Eskişehirliye neler getiriyor?
Özdilek: En az 400 kişi istihdam edeceğimiz Özdilek Eskişehir Alışveriş Merkezi ile Eskişehir’in yaşam standardını yükseltmeye geliyoruz… Eskişehir’e değer katmaya ve layık olmaya geliyoruz…
Anadolu Üniversitesi Yunus Emre Kampusü karşısında yer alan, bu yıl içinde açılmasını planladığımız Eskişehir Özdilek AVM projemiz 40 milyon dolarlık yatırımla 73 bin M2 alanda alışveriş merkezi ve 70 daireden oluşan rezidansı ile yüksek kaliteli hizmet verecek. Özdilek, Eskişehir halkına farklı hizmetler verecek. Bir yaşam tarzı sunacak.
Bir düşünür şöyle diyor: “Alışveriş müşterinin, alışveriş esnasında aklında kalanlardır”
Sadece malı almak değil, sadece malın fiyatı da değil önemli olan … Müşteri nasıl bir ilgi ile karşılaşıyor. Çevresindeki insanların mutluluğu nasıl? Nasıl bir iletişim var? Nasıl bir havalandırmaya sahip. Temizliği nasıl? Nasıl bir yerde alışveriş yapıyor? Ne tür aktivitelere sahip? Zaman akıp gidiyor. Zamanı biraz da coşkulu hale getirmek gerekiyor. Bulunduğu yerde coşku var mı? İşte tüm bu nitelikler Özdilek’in bütününde yer alıyor… Hizmet sunarken, zevkli bir ortamda şehir merkezlerine ve şehirlerarası kavşak noktalarına yakın konumlarda doğayla iç içe merkezler inşa ederek bir yaşam tarzı sunuyoruz. Özdilek Eskişehir Alışveriş Merkezi, ana yola yakın kurulduğu için gelmek isteyen tabelayı yoldan görüp gelebilecek. Kendini ispatlamış bir Özdilek olarak Eskişehirliye, 7 sinema salonu, bowling salonu, restoran, kafeterya, hipermarket, tekstil, Teknosa, oturma alanları, fastfood, çocuk oyun alanları ve Özdilek’in kendi köftesi ile sabah 8’den gece 12’ye kadar, 7’den 77’ye her yaştan müşteriye hizmet vereceğiz.
Satarsanız bir yerde satabilirsiniz. Üretirseniz her yerde satabilirsiniz…
Erenoğlu: Bu gün sadece Türkiye’de değil tüm dünyada tanınan havlu ve bornoz markasıdır Özdilek. Havlu üretimi ve pamuk ipliği üretimi yapıyorsunuz. Tüm dünyanın tanıdığı Özdilek markasının mimarı olarak “üretim” nedir sizce?
Özdilek: “Satarsanız bir yerde satabilirsiniz. Üretirseniz her yerde satabilirsiniz…
2005 yılında İnegöl’de kurduğumuz boya baskı fabrikamızda havlu ve nevresim takımlar üretiyoruz, 1995 yılında kurduğumuz iplik fabrikasında günde 40 bin kilo iplik üretiyoruz. 50 bin iğle rink pamuk ipliği üretiyoruz. Bizde pamuk girer, havlu çıkar.
Gelişmenin önünde kimse duramaz. Bu sene 500 – 600 bin ton pamuk üretimi bekliyoruz.
İhracata devam ediyoruz. Yılda 40 milyon dolarlık havlu ve ev tekstili ihraç ediyoruz. Balkan ülkelerinde, Kazakistan’da, İran’da, Rusya’da Özdilek markası ile satıyoruz. ABD de zaman zaman Özdilek markası ile satıyoruz. Private Label dediğimiz etiketle sattığımız ürünlerimiz de var. İngiltere’ye önümüzdeki aylarda ev tektstili mağazası açma hazırlığı içindeyiz.

Erenoğlu: “Satarsanız bir yerde satarsınız, üretirseniz her yerde satabilirsiniz.” Peki bunu nasıl ve ne zaman fark ettiniz?
Özdilek: 8-9 yaşlarımda pazar yerlerinde ve kahvehanelerde çakmak taşı satarak ticarete başladım. Ne yazık ki babamı 10 yaşımda kaybettim. Aileme ekonomik destek sağlamak için çalışarak katkıda bulunmaya başladım. Yorgunlukla beraber tatlı bir haz duyuyordum. Tokat Erbaa’da, Cumartesi günleri çakmak taşı satarak 25 TL, pazaryerinde Niksar Ayvaz suyunu lokantalara dağıtarak 25 TL, para kazanıyordum. Paranın nasıl kazanıldığını, ticaretin bedeni çalışmaktan çok daha net getirisi olduğunu çok küçük yaşlarda tecrübe ettim.
Gördüm ki satarsanız bir yerde satarsınız, üretirseniz her yerde satabilirsiniz.
Erenoğlu: Çok küçük yaşlarda çalışma sorumluluğu almışsınız. Eğitim hayatınız nasıl geçti?
Özdilek: Tokat Erbaa’da lise yoktu. 1965 yılında dayım Bursa’da öğretmen olduğu için Erbaa’dan Bursa’ya geldik. Akşam lisesini bitirdim. Ulu Camii ile Orhan Cami arasında havlu mağazasında dayımın yanında çalışmaya başladım.
1969’da Eskişehir Akademisi’ne başladım. Üniversite için 138 puan tutturmuştum. Arkadaşım Mustafa Kemal Şahin’e kayıt paramı ve belgelerimi verdim. Git okulun kapısında bekle. Puanlar düşünce kaydımı yaptır dedim. Arkadaşım üç gün boyunca yağmur altında kapıda beklemiş. Orhan Hoca, Yılmaz Hoca’ya “bu çocuklar ne bekliyorlar ” demiş. Yılmaz Hoca da “puanların düşmesini bekliyorlar efendim” demiş. Orhan Hoca hepsini alın deyince, ben o sayede okula girdim. Orhan Hocamı her zaman minnetle anarım bunu kendisine de Yılmaz Hocam’a da ilettim. Orhan Hocam’ı ve Yılmaz Hocam’ı bir gün buraya davet etmek istiyorum.
1971 yılında Bursa’ya aktardığım Akademi eğitimimi Uludağ Üniversitesi’nde 80 yılında tamamladım.
Üniversitede iken öğrenci bu ders neye yarar der! Hayır öyle değil!
Erenoğlu: Akademi eğitiminin bugüne gelişinize etkileri neler? Bu soruyu özellikle üniversite eğitimi alan ve almak isteyen öğrenciler için soruyorum.
Özdilek: Teorik bilgi olmadan alaylıyım diyene, ben yaptım diyene, maliyeti pahalı oluyor! Tabii biraz kısmet meselesi olmasına rağmen üniversite okumanın kişinin vizyonuna ve misyonuna etkisi çok büyük. Üniversitede iken öğrenci bu ders neye yarar der! Hayır öyle değil! Üniversite insanı mütevazı yapar. Üniversite eğitimi alan, para kazandıkça küçülmesini bilir. Üniversite eğitimi, insanın dağarcığını genişlettiği gibi insan ilişkilerine de yön verir. Nelerde dikkat edeceğini planlar ve bakış açısı farklı olur. Üniversiteyi okuyan insan bir seferde yaptığı işi doğru yapar. Üniversiteyi okuyan insanın hırsı, mantığının önünde gelmez. Genel olarak söylüyorum istisnalar kaideyi bozmaz. Üniversiteyi okuyan insan yerinin kıymetini çok daha iyi hazmederek yoluna devam eder. Üniversiteyi okuyan insan, siyasi görüşe sahip olacaksa bile bunun üretimden geçtiğini bilir. Üretimden geçmeyen hiçbir siyasi görüş başarıya ulaşamaz.

Erenoğlu: Bir müteşebbis olarak iki havlu tezgahı ile başlattığınız girişiminizde büyümeyi ve markalaşmayı nasıl yakaladınız?
Özdilek: Kiralık 2 havlu tezgahı ile başladık. Ev sahibimizin oğlu Hüseyin Enginerler ile babasından 70 bin lira aldık. Parayı sana veriyorum dedi. Bu parayı kaybedersen evine satış vaadinde bulundururum dedi. Erbaa’daki evimizi satarak bir havlu mağazası açmıştık o mağaza kapandıktan sonra da Bursa’da bir apartman dairesi almıştık.100 bin liraya karşılık satış vadinde bulunduk.70 bin liraya kadar da sermaye verdi bize. Bir yıl sonra Hüseyin Enginerler ayrılınca biz dairemizi 175 bin TL’ye sattık ve ev sahibimizin parasını da ödedik.
Öyle olunca para kazanamadık, bu süre bize üretimin nasıl yapılacağını öğretti ve üretim başladı. Tütüncüoğlu Çiftliği’nde satılık 6 tezgahlı bir yer vardı. 300 bin liraya satın aldık. İki yıl sonra genişlettik. Bakırcılar Çarşısı’nda bir mağazayı kiralık kurduk. Hem üretiyor hem satıyorduk. Ürettiğiniz zaman 24 saat vardiya usulü çalıştığınızda siz uyurken de tezgahlar çalışır.
İşleri büyütmeye başladık. 77-80 arası Türkiye genelinde Sümerbank’ın 400 mağazasında havlularımız satılıyordu. Oradan iyi kazandık. Sümerbank havlu üretimine başladığında, bizden, havlu almaktan vazgeçti. Rahmetli Ecevit ve Kaddafi’nin dostluğundan dolayı o arada Libya bizden havlu istedi. 400 milyon dolarlık Türkiye’nin ihracatı içinde 25 milyon dolarlık da havlu ihracatı vardı. Bunun içinde 4 milyon 50 bin doları Özdilek tarafından gerçekleştirildi. Oradan da iyi para kazandık.
Rahmetli Vehbi Koç Erdek’de kalırken gelmişti. O zaman “Buranın sahibi ile tanışmak istiyorum” demiş. Rahmetli Vehbi Koç’un takdiri, beğenmesi ve müteşebbis ruhuyla teyidi bizim için bir ayrıcalıktır.
Erenoğlu: Türkiye’de AVM kavramı yakın bir zamanda yaygınlaşmaya başladı. Çocukluğumda yaptığım yolculuklarımdan bugüne, hafızamda yer etmiş ÖZDİLEK Alışveriş Merkezi var. Yakın zamanda tüm şehirleri birden sarmaya başlayan AVM’leri gördüğümde fark ettim ki Türkiye’de AVM’lerin ilki Özdilek. Hafızamın bana aktardıklarından yola çıkarak soruyorum, Türkiye’de ilk kurulan AVM, ÖZDİLEK Alışveriş Merkezi’dir. Doğru mu?
Özdilek: Evet, doğru.1983 yılında başladığımız 400 m2 lik mağazamızı 84-85 yıllarında büyük alış veriş merkezi haline getirdik. 8.000 m2 kapalı alanda hizmet vermeye başladık. Bu anlamda ne yabancı sermayenin kurduğu AVM vardı, ne de yerli sermayenin kurduğu AVM. Rahmetli Vehbi Koç Erdek’de kalırken gelmişti. O zaman “Buranın sahibi ile tanışmak istiyorum” demiş. Rahmetli Vehbi Koç’un takdiri, beğenmesi ve müteşebbis ruhuyla teyidi bizim için bir ayrıcalıktır.
Rakiplerimin alt yapısı ne kadar dolu ve güçlü olursa bunun faydası var. Kendini çek etme olanağı elde edersin. Güçlü rakipler insanı terbiye eder, noksanları gösterir. Daha iyi olmaya çalışmak için kendini test edebilme imkanı bulursun.

Erenoğlu: Diğer yandan günlük yaşamımızda kullandığımız havluda tek isim ÖZDİLEK, jenerik ürün ismi haline gelen bir marka oldu. Tüketici olarak Selpak, Nescafe der gibi Türkiye’de havluda Özdilek diyoruz. Siz bunu oluşturmuşsunuz. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Rakipleriniz kimler?
Özdilek: Evet, Özdilek havluda en iyi isimdir. Soley vardı kapandı. Bir ara Maizonette vardı, o da kapandı. Maalesef diyorum… Çünkü rakipten zarar gelmez. Alt yapısı güçlü rakiple rekabet her zaman için iyidir. Benim en yakın dostlarım rakiplerimdir. Zorlu, Ahmet Zorlu ile çok iyi anlaşırım, konuşurum. Sanko, Abdülkadir Konukoğlu aynı şekilde, Besaret Küçüker, Küçüker Tekstil aynı şekilde, Zafer Katrancı Hobby markası ile çarşaf üretiyor aynı şekilde, Cemalettin Sarar en yakın arkadaşım. Rakiplerimin alt yapısı ne kadar dolu ve güçlü olursa bunun faydası var. Kendini çek etme olanağı elde edersin. Güçlü rakipler insanı terbiye eder, noksanları gösterir. Daha iyi olmaya çalışmak için kendini test edebilme imkanı bulursun.
“Müşteriler işletmemizdeki en önemli kişilerdir. Onlar bize bağlı değildir; biz onlara bağlıyız. Onlar bizim işimize engel olmaz; onlar işimizin amacıdır. Onlar işimizde bir yabancı değil, işimizin bir parçasıdır. Bizler onlara hizmet ederek iyilik yapmıyoruz; onlar bize bu fırsatı verdikleri için iyilik yapıyorlar.”
Erenoğlu: Prof. Dr. Orhan Oğuz ile 2009 yılında yaptığımız bir mülakatta kendisine “Hocam, siz okulu kurarken ne düşünmüştünüz? Öğrencilere neyi tavsiye etmiştiniz” sorusunu yöneltmiştim. Orhan Hoca’dan şu yanıtı aldım.”O yıllarda yurtdışından gelen hocalar pazarlamayı anlatmıştı. Pazarlama bilinci o yıllarda Türkiye’de henüz yaygın değildi. Eğitim alanına ve iş dünyasına girmiş bir kavram değildi. Pazarlamanın çok önemli olduğunu gördüm. Ben de öğrencilerimin dikkatini pazarlamaya çekmeye çalıştım.”
Şimdi dünya kıran kırana bir “Pazar oluşturma” rekabetinde…” Siz de ilk başta Türkiye’de yurtdışından ve yurt içinden kimsenin girmediği bir alanı kurdunuz. İmalatını yaptığınız ürettiğiniz ürünleri bu pazara koydunuz. Yanı sıra özellikle yol üzeri alış veriş merkezleri kurdunuz ve hizmetler sundunuz. Bu aynı zamanda akılda kalma ve marka olma yolculuğunuzda da etkili oldu. Kurumunuzun pazara yaklaşımını ve faydalarını açıklar mısınız?
Özdilek: Ticaret yapmak için Mahatma Gandi’nin güzel sözleri var.
Mahatma Gandi diyor ki; “Müşteriler işletmemizdeki en önemli kişilerdir. Onlar bize bağlı değildir; biz onlara bağlıyız. Onlar bizim işimize engel olmaz; onlar işimizin amacıdır. Onlar işimizde bir yabancı değil, işimizin bir parçasıdır. Bizler onlara hizmet ederek iyilik yapmıyoruz; onlar bize bu fırsatı verdikleri için iyilik yapıyorlar.”
Bu sözlere aynen katılıyorum. Hayatım boyunca bu sözleri ilke edindim ve arkadaşlarıma da bunu aşıladım. Bu da kurum kültürünü ve kimliğini oluşturdu.
Eğer Allah’a inanıyorsak bu dünyadaki bütün varlıklar insanlar için. Çünkü dünyanın en egemen gücü insan. En gelişmiş ülkelere bakıyoruz. Yaptıkları tek şey var. Bilgiyle, organizasyon, planlama, optimal üretim ve pazarlama ile ilgileniyorlar. Gelişmenin önünde kimse duramaz. Bizdeki üretim aynı standartlarda. Yetki ve sorumlulukları bilgi ile birleştirerek en etkin hale getiriyoruz. Eskiden Almanya’ya işçi olarak giderdi insanlar. Şimdi Almanya’da özellikle hizmet sektörü ve sanayi üretimlerinde Türk firmaları var. Ben de Uludağ Üniversite’ne kaydımı aktarmadan önce, okuma ve çalışma imkanı için 4 ay boyunca Avrupa’yı dolaştım. O dönemlerde Türkiye’de kömürle çalışan trenler varken oradaki ulaşım imkanlarını görmek, fabrikalardaki çalışma sistemini, düzenini görmek benim ufkumu çok açtı. Şimdi, Almanya’da bir ortaklığımız var. %25’i bize ait olmak üzere 4 Alman ortağımız var. Bakıyorum da bizden hiçbir üstün yanları yok. Tek yaptıkları, dediğim gibi organizasyon, planlama, pazarlama ve optimal üretim.
Sibel Erenoğlu
10dakika Portre,Gündem,....
(2 Oylar)


